15 Temmuz 2026 Çarşamba

Moğolistan

Dünya üzerinde 200’e yakın ülke olduğu bilinmektedir. Bu sayı da çok sık olarak değişmektedir. Geriye doğru gidip gezi hayatımın muhasebesini yaptığımda ilk yurtdışı gezimi bundan elli yıl önce gerçekleştirdiğimi hatırlıyorum. Hatırladığım ikinci konu da, gezinin resmi bir çalışma olduğudur. Ondan sonra uzun yıllar boyunca işim gereği birçok ülkeye seyahat etme imkanım oldu. Bu gezilerim, bende dünyayı gezip görme arzusunu yarattı.

Meslek hayatımın sonuna gelip emekli olduğumda gezip görmediğim ülkelere gezi hayallerimi gerçekleştirmeye başladım. Bugün itibari ile aşağı yukarı 100’e yakın ülkeyi gezme fırsatını buldum. En son ziyaret ettiğim ülke de, Moğolistan.

Moğolistan, Türkler’in ata yurdu olması nedeni ile çok özel bir ülke. Ata yurdu diyorum, çünkü bu güne kadar sürdürülen arkeolojik çalışmalar sonucunda Göktürklerin Moğolistan’da yaşadıkları, buradan dünyanın çeşitli yönlerine göç ettikleri kabul görmektedir. Bunun en güçlü nedeni de, Orhun abideleridir.

Moğolistan’ın yüzölçümü 1.564.116 kilometrekare, nüfusu yaklaşık 3,3[7]milyon civarında olup dünyanın en geniş on dokuzuncu ve kilometre kare başına en az insan düşen ülkesidir. Ülke, göz alabildiğine kadar bozkırdır. Yağışlı mevsimde bozkırın yeşili ile parlak mavi gök yüzünün beraberliği doyulmaz bir manzara ortaya koymaktadır ki bu gezimde bunu doya doya yaşadım. Ancak bu kadar geniş topraklara sahip bir ülkede ekim yapılan arazinin, kısıtlı olması şaşırtıcı. Bunun nedenin de, Moğolistan’da birinci öncelikli olarak hayvancılığa önem verilmesi olduğunu gezimin ilerleyen günlerinde anladım.

Bu kadar ülke dolaştım ama hiç bir ülkede bu kadar çok sayıda at görmedim. Bozkırda sürüler halinde yer yüzüne çökmüş koyu renkli bir bulut gibi yaz kış özgürce hareket halindeler. Atlar, bizim bildiğimiz gibi değiller, daha kısa boylu, Moğolistan’ın sert iklim şartlarına uyum sağlayabilmişler.

Moğolistan'da yak (Tibet öküzü), özellikle ülkenin kuzeyindeki dağlık ve yüksek kesimlerde zorlu iklim koşullarına dayanabilen, göçebelerin beslediği önemli bir hayvandır. Süt, et, yün ve taşıma amaçlı kullanılan bu uzun tüylü hayvanlar, Moğolistan bozkırlarındaki beş temel hayvandan biri olarak kabul ediliyor. Değişik görüntüleri ile turistlerin de ilgisini çeken bu yaklar, zararsız ve çok sakin hayvanlar.

Bu kadar geniş bozkırlara sahip Moğolistan’da güneyde bulunan Gobi Çölü’nün varlığı, doğanın ülkeye bağışladığı bir sürpriz, farklılık, renk ve çeşitlilik. Şimdiden turistler için cazibe merkezi haline gelmiş.

Bu genel bilgilerden sonra, özgürce koşan atların, uçsuz bucaksız bozkırın ve Orhun Yazıtları’nın diyarı Moğolistan’ı gezi zamanı. Buraya oturmaya gelmedik. Gezelim ve Moğolistan’ı tanıyalım. Uçak Ulanbator’a indiği için gezimize ilk günden Ulanbator’u gezerek başlıyoruz. Sonra araçla bozkırı geçerek Karakurum’a gideceğiz. Buradaki gezimizi tamamladıktan sonra da tekrar Ulanbator’a döneceğiz

Ulanbator’da ilk dikkatimi çeken, trafik sağdan akmasına rağmen araçların büyük bir çoğunluğunun direksiyonlarının sağda olmaları. Bana son derece şaşırtıcı gelen durumun nedenini sorduğumda Moğol’ların çoğunun mali imkanlarının kısıtlı olması nedeniyle ikinci el araçları tercih etmeleri ve bunları da Japonya’dan tedarik etmeleri olduğunu söylediler. Çünkü Japonya’da trafik soldan, haliyle buradan gelen araçların direksiyonları da sağdan. Gördüğüm kadarı ile şaşılacak bu duruma hükümetin hiç bir tedbir almaması yüzünden trafikte tam bir keşmekeş oluşmuş. Ayrıca trafik düzenlemelerinin ve alt yapının eksikliğinin doğurduğu olumsuzlar da işin başka bir yönü. Hükümet, bu sorunu çözmek için araç plakalarında bir gün sonu çift rakamlı olan araçların, diğer gün ise tek rakamlı araçların trafiğe çıkması yönünde karar almış ancak bakıldığında kimsenin bu karara uymadığı rahatlıkla görülüyor.

Nüfusu 1,5 milyon olan Ulanbator, Moğolistan için başkent görevini üstlenmiş. Kızıl Bahadır anlamına gelen Ulanbator, aynı zamanda ülkenin en büyük şehridir. Şehirde dolaşırken gördüğüm Rus yönetimi zamanından kalma ve geleneksel Rus mimarisini yansıtan görkemli binaların şehrin görünüşüne katkıları dikkate değer nitelikte. Son zamanlarda yapılan yüksek ve modern görünüşlü binalar üst üste ve şehre nefes aldırmayacak kadar yakın inşa edilmişler. Bu kadar geniş arazi ve çok az nüfusa sahip bir ülkenin gökdelenler yapmalarına ben akıl erdiremedim.

Ulanbator’daki en dikkat çeken yerlerden birisi, Gandan Manastırı. 1809 yılında Budizm’in geliştiği bir dönemde öğretim ve dua merkezi olarak inşa edilmiş. 1930’larda ki Moğolistan’ın karanlık dönemlerinde Sovyet etkisi altındaki komünist rejiminin dine karşı sert uygulamaları neticesinde yaklaşık 800 adet manastır, yok edilmiştir. Bu katliamdan kurtulan Gardan Manastırı, günümüzde de varlığını devam ettirmektedir. Bu manastırın hayatta kalması nedeni, tamamen siyasi olup bir aldatmacadır; komünist hükümetin yabancı ülkelere dini özgürlüğün hala devam etmekte olduğunu gösterme iddialarıdır. Manastırdaki en dikkati çeken eserlerden birisi, 26,5 metre yüksekliğinde ayakta duran Midjid Janrais heykelidir. Bir zamanlar orijinali altınla kaplı olan bu heykel, tasfiyeler sırasında Moğollar ve dünyadaki Budistlerinde bağışları ile 1990’da yeniden yapılmıştır. Gerçekten bakanlar üzerinde şaşkınlık yaratacak kadar büyük ve ihtişamlı.

1903 yılında inşa edilen Bogd Khan’ın Kış Sarayı, şehrin en eski ve farklı mimari yapısına sahip eserlerinden biri. Çin tarzı mimarisiyle dikkatleri üzerine çeken ve turistler için bir cazibe merkezi haline gelen kompleks, toplamda altı adet tanrı tapınağından oluşuyor. Moğol tarihinin ve mimarisinin en önemli anıtlarından biri olarak kabul edilen Bogd Han Kış Sarayı, günümüzde müze olarak faaliyet gösteriyor.

Sarayda Bogd Han’ın ahşap yatağı, sanat koleksiyonu ve doldurulmuş hayvanlar sergileniyor. Komünist Moğollar tarafından yok edilmemiş nadir yapılardan biri olan Kış Sarayı, şehrin en çok ziyaret edilen gezi noktaları arasında. Sarayda benim en çok dikkatimi çeken, hayvan postları ile üzeri kaplanmış ger çadırı oldu.

Moğolistan’da büyük bir ilgi çeken ve görülmesi gereken yerlerin başında gelen eser, -tabii ki bana göre yazıtlardan sonra- Cengiz Han’ın ihtişamlı heykelidir. Heykel tek başına değil, bir kompleks olarak inşa edilmiş. 2008 yılında dikilen ve 250 ton paslanmaz çelikten yapılmış 40 metre yüksekliğinde at üzerindeki Cengiz Han heykeli, 36 büyük Moğol Han'ı temsil eden 36 destekleyici sütundan oluşan bir kaide üzerindedir.

İhtişamlı bir görüntüye sahip heykel paslanmaz çelikten yapılmıştır. İçi boşluk bırakılıp heykelin en uc noktasına kadar çıkılacak şekilde tasarlanmıştır. İlk iki kat asansör ile çıkılıyor geri kalan bölmeye ise kıvrılan ve dar olan bir merdivenle ulaşılıyor. Bence denemekte tereddüt etmeyin. En uca ulaştığınızda 360 derecelik panaromik görüş alanı, size muhteşem bir manzara sunacaktır.

Kompleksin müzesinde, Moğolistan’daki Tunç Çağı ve Xiongnu arkeolojik kültürleriyle ilgili, günlük mutfak eşyaları, kemer tokaları, bıçaklar, kutsal hayvanlar ve 13. ve 14. yüzyıllardaki Büyük Han dönemiyle ilgili antik eserler sergilenmekte. Ayrıca bir ücret karşılığında fotoğraf çektirmek için kiralayacağınız Moğolistan geleneksel kıyafetleri ile hatıra fotoğrafları çektirebilirsiniz.

Bu gün Ulanbator’dan ayrılarak Moğol İmparatorluğu’na 140 yıl başkentlik yapmış Karakurum’a karayolu ile gideceğiz. Aracımızla yol boyu sonsuz bozkır ve steplerde ilerlerken yol kenarlarında yüksek taş yığınlarınları ile karşılaşıyoruz. Ovoo diye adlandırılan bu taş yığınlarının üzerinde, bir dala Gök Tanrı’nın rengi olan mavi bayrağı asılmış. Arzu edenler araçtan inip ovoonun etrafında üç defa dönüp yığına bir taş koyarak dilekte bulunuyorlar. Değişik bir izlenim ve anı.

Yolculuğumuz sırasında en çok gördüğümüz, ger çadırları. Bunların bir kısmı düzgün ve planlı bir şekilde kurulmuş turistik tesisler. Çadırlar, birbirlerine yakın bir şekilde tesis edilmişler, ancak kişilerin de kendi çadırları var; bunların aralarındaki mesafeler çok daha fazla. Ülkemizde bu gibi tesislerde doğa ile iç içe yaşam ortamı yaratmak için bugalovlar kullanılmıştır. Moğolistan’da bunların yerine ger çadırları yer almış. Böylece geleneksek Moğol kültürünü yaratmaya çalışmışlar. Şehir hayatından sıkılan Moğollar özellikle hafta sonları bu çadırlarda kalıyorlar. Yeşil bozkır üzerinde beyaz renkleri ile yarattıkları kontras olduça farklı bir görüntü veriyor.

Ger Çadırı, Moğolistan ile özdeşleşmiş bir kültür. Nomad adı verilen göçmenler, ger adı verilen geleneksel çadırlarda yaşıyorlar. Çadır pratik bir şekilde kuruluyor ve keçeden yapılıyor. Üzerini yağmur geçirmeyen branda ya da benzeri malzemeler ile kaplıyorlar. Çadırın tepesinin ortası açılıp kapanır şekilde olup genellikle açık bırakılıyor, yağmur yağdığında kapatılıyor.

Ger çadırlarında tuvalet bulunmuyor. Yaklaşık 200 metre uzağa drop toilet dedikleri tuvaletler kuruyorlar. Bu tuvalet yaklaşık 1 m derinliğinde bir çukurdan ibaret. Çukur dolunca üzeri toprakla örtülüp yeni bir yere tuvalet açılıyor.

Normalde Nomad’ların Ger çadırlarının ortasında soba oluyor. Ancak Ger Camp adı verilen konaklama çadırlarında soba yok onun yerine ısıtıcı bulunuyor.

Biz de bu gece böyle bir tesisdeki sobasız, tuvalet ve duşu içinde olan ger çadırında kalacağız. Bu deneyimden sonra ben otel odasında kalmayı tercih ederim.

Kahvaltıdan sonra bu gün Naadam olarak adlandırılan oyunları görmek için ger kampına gidiyoruz. Gerçekte Naadam Festivali, her yıl 11-13 Temmuz tarihleri arasında Moğolistan'da kutlanan, kökeni Hunlara ve Cengiz Han dönemine uzanan en büyük ulusal bayramdır. "Eriin Gurvan Naadam" (Erkeklerin Üç Oyunu) olarak bilinen; güreş, at yarışı ve okçuluk müsabakalarından oluşan festival, 2010 yılında UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras listesine girmiştir.

Bizim Moğolistan’da bulunduğumuz tarih Naadam Festivaline denk gelmediğinden bizim için yapılacak gösteriler sınırlı olacaktır. Güreş, okçuluk ve at yarışlarına ilaveten genç kızların renkli kıyafetleri ile yaptıkları danslar, gösteriye renk ve farklılık katıyor. Eğlenceli olan bu gösteriler, keyifli zaman geçirmemizi sağlıyor.

Sonunda Karakum’a ulaştık. Karakurum’daki şehir müzesini ziyaret ederek Hun, Uygur, Göktürk ve Moğollar hakkında bilgiler alıyoruz.

Karakurumda benim en çok dikkatimi çeken, Erdenezuu Budist Tapınağı oldu. Gerçekte tapınak, Tibet, Moğol ve Çin mimarisinin mükemmel örneklerini en güzel bir şekilde yansıtan üç ayrı binadan oluşan bir tapınaklar kompleksidir. 1585 yılında yapılan tapınağı çevreleyen duvarlar üstünde 102 adet stuba yer almaktadır. Gerçekte bu stubaların sayısının Budizm’in kutsal sayısı olan 108 adet olduğu düşünülmekte ise de bu güne kadar kayıp olan 6 adedi bulunamamıştır. Bir zamanlar kompleksde 62 tapınak varmış ama 1939’da komünist rejim zamanında tapınaklar büyük oranda tahrip edilmiş ve ibadet de yasaklanmış. 1990 yılından sonra ise rejim devrilince manastır tekrar ibadete açılmış.

Moğolistan mutfağının ana yemeği et. Kuzu etinden yapılan ve buuz adı verilen geleneksel yemeği en çok popüler olanıdır. Bir çeşit mantı olan bu yemek benim tercih ettiğim yemek oldu. Diğer yemekler ise, kızarmış etli börek Khuushuur, taşla pişirilen et yemeği Khorkhog ve etli erişte çorbası Tsuivan'dır.

Bu kadar yoğun bir şekilde etle beslenmelerine rağmen her şekilde eti pişirmeyi bilemiyorlar.

Aaruul, Moğolistan'da özellikle yaz aylarında koyun, keçi, inek veya yak sütünden yapılan, güneşte kurutulmuş geleneksel bir peynir lorudur. Ekşi-tatlı bir tada sahip olan bu sert atıştırmalık, kalsiyum deposu olarak bilinmekte ve genellikle emilerek tüketilmektedir. Kırsal kesimde kahvaltılarda ve atıştırmalık olarak yaygınca yenen Aaruulu ben denedim ama damak tadıma uygun değildi ve benim için tüketilmesi de zordu.

Moğolistan’da bulunan Orhun Yazıtları ve Tonyukuk Yazıtları ile ilgili gördüklerimi siz değerli okurlarıma anlatmayı bu yazımın sonuna koydum. Çünkü bu yazıtların bizim için çok önemli ve değerlerinin tartışılamayacak kadar yüksek olduğunu ve Türklerin de bu yazıtları ne kadar önemsediğini biliyorum. Yazımın sonunun da bu muhteşem yapıtlarla sonlandırmanın çok daha etkili olacağını değerlendirdim.

Türk Oğuz Beyleri işitin. Üstte gök çökmedikçe, altta yer denizi delinmedikçe, ilini, töreni kim bozabilir.

Ey Türk Ulusu kendine dön. Seni yükseltmiş Bilge Kağanı’na, özgür ve bağımsız ülkene karşı hata ettin, kötü duruma düşürdün.

Ulusun adı, sanı yok olmasın diye Türk Ulusu için gece uyumadım, gündüz oturmadım. Kardeşim Kül Tigin ve iki Şad ile ölesiye, bitesiye çalıştım….

Yazıtlar, bu kısa ve öz üç cümle ile başlıyor. Ne söylemek istedikleri açıkça belli oluyor. Halk tabiri ile “Anlayana sivrisinek saz anlamayana davul zurna az”. Bu cümle o gün neden söylenmiş ise, bu günde geçerliliğini koruyor.

Ben yazımda yazıtlardan detaylı olarak söz etmekten kaçındım. Beni aşar. Ben de gördüklerimi yazabildiğim kadarı ile sizlere anlatmaya çalıştım.

Bilge Kağan ve Kül Tigin yazıtlarını Yollıg Tigin yazmıştır. Yollıg Tigin, aynı zamanda Bilge Kağan’ın oğludur. Bu yazıtlar, Türklerin kurdukları devlet yapısı ve ciddiyeti, kültürel karakterleri, sosyal yaşamları, komşu devletler ile ilişkileri konusunda bilgiler sunmaktadır. Yazıtlardan Kül Tigin Yazıtı 732 yılında, Bilge Kağan Yazıtı 735 yılında yazılmışlardır.

Yazıtlar, Moğolistan’ın eski başkenti Karakurum‘un 32 km. güneyinde, eski Uygur başkenti Karabalasagun’un 28 km. güneybatısında bulunmaktadırlar. Her biri boz bir granit kaya üzerinde duran dört yüzlü bir yazıttır. Üç yüzü Göktürkçe, bir yüzü (batı yüzü) ise Çince metinden oluşmaktadır.

Yazıtların bulunduğu yerdeki gördüklerimiz, gerçekleri olmayıp gerçekleri, müzede sergilenmektedir. Müze, Türk Hükümeti tarafından yaptırılmıştır. Yazıtlardan farklı olarak bulunan diğer arkeolojik eserler de müzede sergilenmektedir. Müze, oldukça da iyi bir durumdadır.

Tonyukuk tarafından yazılan ve üzerinde 67 satır bulunan Tonyukuk Yazıtı, 720–725 yılında yazılıp dikilmiş olan Orhun Yazıtları’nın ilkidir. Yazıtlar dört yönlü iki taş üzerine yazılmıştır.

Yazıtı, Bilge Kağan dönemine kadar başkomutanlık ve vezirlik yapmış olan Tonyukuk dikmiştir. Metnin yazarı da yine Tonyukuk’tur.

Yazıtlar, yeni müze tamamlanana kadar geçici olarak bir barakada sergilenmektedir. Türk hükümeti tarafından yaptırılmakta olan müze tamamlandığında buraya nakledileceklerdir.

Gezimin sonuna geldim ve gönül rahatlığı içerisinde Moğolistan’dan ayrılabilirim. Gönül rahatlığı ile diyorum. Çünkü gezmeye başladığımdan itibaren Moğolistan’ı gezi planımın en başına koyup bir an evvel yazıtları görmek görevini kendime vermiştim. Bu güne kadar da bunu gerçekleştirememiştim. Bu da beni çok rahatsız ediyordu. Gezilere başlarken bunu yapamamanın suçluluğu içerine giriyor ve olmayacak mazeretler uyduruyordum. Sonunda gerçekleştirdim ve suçluluk duygusunu yok ettim. Bundan sonraki gezilerime gönül rahatlığı içersinde gideceğim.

Hoşça kalınız.

olay.salcan@gmail.com

https://olaysalcan.blogspot.com/


Fotoğraflar