16 Haziran 2014 Pazartesi

Üç Antik Yöre Kilistra-Eflatun Pınar-Fasıllar

Bu gezide, pek öyle “ayak altında” olmadığı için Türkiye’nin oldukça az bilinen üç antik yöresinden söz etmek istiyorum.

Kilistra

Bunların ilki, Konya'ya 50 kilometre kadar uzaklıkta olan Kilistra. Antik harebelerin olduğu alan, günümüzde Gökyurt köyü olarak anılıyor.


Kilistra, Listra’dan gelip Mistiya’ya, Beyşehir’e doğru devam eden tarihi kral yolu “Vig Seboste” üzerinde bulunmakta. Yöredeki ilk yerleşimin 2200 yıl kadar önce başladığı tahmin edilmekte. Yöre, erken Hıristiyanlık döneminde oldukça gelişmiş. Aziz Paulus, Listra’dan Yalvaç’a giderken buraya da uğramış ve vaaz vermiş. Bugün bile bir mevki “Paulönü” olarak adlandırılmakta. Kilistra’da, Bizans döneminde yoğun bir şekilde kayalara oyulmuş evler, ibadethaneler ve diğer yapı birimleri oluşturulmuş. Öyle ki, hani bir an için kendinizi Kapadokya’da sanırsanız sakın şaşırmayın!


Kenti gezmeye Köy Konağı önünden başlayabilirsiniz. Ama önce bu ilginç Konak hakkında birkaç satır yazalım. Bina, Cumhuriyet’in ilk yıllarında “Halkevi” olarak inşa edilmiş. Cumhuriyet’in 10. kuruluş yıldönümü de bu halkevinin önünde kutlanmış. Hatta, kutlama alanını belirten taş bir “yazıt” hala duruyor. Bu arada belirtelim, aslında iki katlı olan binaya daha sonra bir kat daha çıkılmış ve köy odası olarak kullanılmaya başlanmış. Köyde otel ya da pansiyon olmadığı için gelen ziyaretçiler bu odadan yararlanabilmekte.





Arkeolojik alan hemen konağın yakınlarından başlamakta. İlk yapı büyük bir su sarnıcı. Biraz daha ileride de çifte şaraphaneler var. Bu arada nekropol alanında anıtsal kaya mezarlarını, kiliseleri ve kayalara oyulmuş yerleşim yerlerini görmek de mümkün. Yöredeki en önemli dini yapı, yaklaşık olarak 1200 yıl önce yekpare bir kaya kütlesinin oyulması ile meydana getirilen haç planlı şapel, bir diğer adıyla Sandıkkaya. Gerçekten görülmesi gereken ilginç bir eser. Etrafında, yine kayalara oyulmuş başka mekanlar da bulunmakta.




Bu arada hemen belirtelim, Kilistra gezisi sırasında, köy meydanındaki çocuklardan rehberlik hizmeti alabilirsiniz! Neredeyse her yapı hakkında iyi-kötü bir şeyler anlatıyorlar.

Eflatun Pınar Anıtı

İkinci durağımız Beyşehir’e 22 kilometre uzaklıkta bulunan Eflatun Pınar Anıtı.

Çeşme niteliğinde olan anıt takriben 3200-3300 yıl önce Hitit kralı Muvattaliş tarafından yaptırılmış. Çeşme 7 metre eninde ve 4 metre yüksekliğinde. 14 blok taştan oluşan anıtın en üst kısmında bir güneş kursu bulunmakta; uzmanların verdiği bilgiye göre bu güneş kursu ilahi adalet anlamına geliyormuş. Ortada bulunan iki sütunun üzerinde de tanrı ve tanrıca motifleri yer almakta. Tanrı motifinin Dağ Tanrısı ya da Fırtına Tanrısı Teşup’a ait olduğu tahmin edilmekte. Diğer kabartmanın ise Güneş Tanrıcası Arinna’ya ya da Tanrıca Sibel [Kibele]’e ait olabileceği düşünülmekte. 



Bu arada hemen ekleyelim; çeşmenin önünde büyük bir havuz da bulunmakta. Anıtın karşısında, büyük bir blok halinde 3 ya da 4 aslandan oluşan bir heykel grubu mevcut. Belki de, gerek bu blok, gerekse bir kenarda “istif edilmiş vaziyette” duran çok sayıdaki küçük ebadlı “Hitit aslanı” heykeli, binlerce yıl önce muhtemelen belirli bir düzen çerçevesinde havuz kenarında duruyordu. Kim bilir?

Anıt hakkında ilk bilimsel çalışmayı 1842 yılında W. J. Hamilton yapmış. Hamilton, Researches in Asia Minor adlı kitabında Eflatun Pınar’ın bir tasvirine de yer vermiş. Bölgeyi 1895 yılında gezen F. Sarre, Küçükasya Seyahati’nde Eflatun Pınar anıtını detaylı olarak irdelemiş, bir de fotoğrafını yayınlamış. İlginçtir, Sarre, bölgenin adının Konya’daki sarayda Yunan felsefesi ile uğraşan İranlı hocalar tarafından konulduğunu da ileri sürmekte.

Bu muhteşem anıt, hiç şüphesiz ki, Orta Anadolu’da kurulup gelişen Hititlerin gücünün nerelere kadar uzandığını göstermesi açısından büyük bir önem taşımakta.


Eflatun Pınar’ın yakın çevresinde öyle büyük sayılabilecek yerleşim yerleri yok. Ama, turist grupları geldiği zaman, nasıl olduğu anlaşılmaz bir şekilde, onlarca köylü kadını bohçalarını açıp el işlerini pazarlamaya başlamakta. Küçük bir parça bile alsanız çok makbule geçeceği bir gerçek!

Fasıllar

Bu ayki rotamızın son noktası yine Beyşehir yakınlarındaki bir diğer antik yerleşim yeri; Fasıllar. Beyşehir'e 18 kilometre uzaklıkta bulunan Fasıllar’da Hitit, Roma ve Bizans dönemlerine ait çok sayıda eser bulunmakta.


Tarihte Mistiya olarak anılan bölgede, hiç şüphesiz ki, bu eserlerin en önemlisi Hititlerden kalma, kelimenin tam anlamı ile dev bir heykel. Bölge halkının “Kurt Beşiği” olarak adlandırdığı yerde bulunan Hitit anıtında üstte Fırtına Tanrısı, onun altında da Dağ Tanrısı figürleri ile bir çift aslan yer almakta. 8,5 metre boyundaki heykelin 50-70 ton ağırlığında olduğu tahmin ediliyor. Bazı arkeologlar, bu dev anıtın, Eflatun Pınar’da bulunan çeşmede kullanılmak üzere yapıldığını, ama nedendir bilinmez oraya götürülemediğini ileri sürmekte. Aslına bakarsanız, gerçekten de heykelin Eflatun Pınar’a taşınması ile muhteşem bir görüntüye kavuşulabilir. Heykel bugün açık havada, toprağa uzanmış olarak duruyor ve avcıların hedefi haline gelmemesi için ayağa kaldırılmıyormuş! İvriz’de bulunan Hitit kabartmasının on yıl kadar önce “kurşunlandığı” dikkate alınırsa, her halde yerinde bir karar!!! Yeri gelmişken, bu dev heykelin bir replikasının Ankara’da Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nin bahçesinde olduğunu kaydedelim


Fasıllar’daki bir diğer önemli eser Atlıkaya Kabartması. Genç yaşta ölen bir kişinin anısına yapılmış olan kabartma oldukça sağlam vaziyette. Çevrede, çok sayıda kaya mezarı ve yazıt bulunduğunu da eklemek gerekiyor. Bu haliyle Fasıllar’ı bir açık hava müzesi olarak kabul etmek yanlış olmaz.


Fasıllarda da çocuklar, taşların arasından “keçi” gibi sekerek size yolu göstermekte, çevredeki eserler hakkında bilgi vermekte.

Son Söz Yerine

Kilistra, Eflatun Pınar ve Fasıllar, daha iç turizme açılmamış bölgeler. Bu yöreleri ziyaret eden yabancıların sayısı, yerlilerden oldukça fazla. Daha önce belirttiğim gibi Kilistra’da küçük bir misafirhane mevcut, diğer iki ören yeri için ise en yakın oteller Beyşehir’de. Her üç yörede de yemek imkanları oldukça kısıtlı. Bu nedenle Konya’dan ve Beyşehir’den tedarikli çıkılmasında, artık Allah ne verdiyse nevalenin tedarik edilmesinde yarar var. Her üç yöre de gerçekten bakir. En kısa zamanda, bir bahane bulup ziyaret etmenizi öneririm.

Yazı ve Fotoğraflar :M. Bülent Varlık

1 yorum:

  1. Yazın yine güzel olmuş Bülent Ağabey. Ellerine sağlık ...

    YanıtlaSil