26 Temmuz 2016 Salı

VİETNAM, KAMBOÇYA, TAYLAND

2014 yılının Ocak ayı sonunda gittiğimiz Vietnam-Kamboçya-Tayland turunun ilk durağı, 10 saat süren (Bangkok’ta durarak) uçuşun ardından ulaştığımız Ho Chi Minh City. Şehir merkezindeki otelimize yerleştikten sonra yaptığımız kısa sokak turunda ilk dersimiz gereken şey “karşıdan karşıya nasıl geçmeyi öğrenmek” oldu  evet evet karşıdan karşıya geçmek. Çünkü Vietnam dünyada motosikletlerin en yoğun olduğu ülkelerin başında geliyor. Sokaklardaki motosikletlerin sayısı o kadar fazla ki, ilk anda siz karşıdan karşıya geçerken bir ordu gibi üstünüze gelen motosikletlerin arasında ezileceğinizi düşünüyorsunuz. Çok yavaş adımlarla ilerlediğinizde ise kendinizi sapasağlam bir şekilde karşıda buluyorsunuz. Bütün o karmaşa siz adım adım ilerlerken önünüzden ve arkanızdan akıp gidiyor. 

Bu harika gezinin bize yaptığı güzel sürprizlerden biri de Vietnam’da yeni yılın kutlanıyor olmasıydı. Asya ülkelerinin çoğunda yeni yıl Çin takvimine göre kutlanıyor. Kutlamalar için Ho Chi Minh City’nin sokakları rengarenk çiçekler, heykeller ve ışıklarla süslenmişti. Vietnam halkı aileleri ile birlikte yeni yılı kutlamak ve bu güzellikleri görmek için sokaklardaydılar. Biz onların ve özellikle çocuklarının fotoğraflarını çekerken gösterdikleri ilgi ve nezaket, bu sıcakkanlı, içten insanların ülkesinde unutulmaz günler geçireceğimizin habercisiydi sanki.




Gezimizin en renkli ve eğlenceli duraklarından bir diğeri de Ben Tanh Market. Pazara girdiğiniz ilk anda burnunuza gelen kurutulmuş balık, yeni kesilmiş et ve yörenin kendine özgü baharat kokuları biraz rahatsız edici olabilir ama zamanla alışıyorsunuz. Zaten eğer kokulara ve hijyen koşullarına karşı aşırı hassasiyetiniz varsa Asya ülkerine giderken iki kere değil, en az beş kez düşünün. Bir yanda rengarenk sebze-meyve satıcıları, diğer tarafta ilk gördüğümde epey şaşırdığım et satıcıları. Hijyen kuralları hariç her şeye rastlayabilirsiniz bu pazarda   Kendi tezgahında, eti kestiği tahtanın üzerine ayağını koymuş oturan bu adamı gördüğümde kısa süreli şok yaşadığımı itiraf etmeliyim. Belki bu pazarda satılan yemeklerden yemek istemezsiniz ama fotoğraf için oldukça renkli, eğlenceli ve enterasan kareler yakalabilirsiniz. Burada sadece yemek değil, giyim kuşamdan, hediyelik eşyalara, çiçeklere kadar aradığınız/aramadığınız her şeyi bulabilirsiniz.

Asya mutfağını çok sevdiğimden tüm tur boyunca yemekler de unutulmazdı. Hayatımda ilk kez tadına baktığım passion fruit, ejderha meyvesi gibi meyvelerin yanı sıra, bugüne kadar yediğim en lezzetli ananas, kavun, karpuz buradaydı. Tur ile gitmemizin avantajlarından biri de her gün ayrı bir restorantta yediğimiz enfes yemeklerdi. Jumbo karidesler, sushiler, her türden et yemekleri, çeşit çeşit sebzelerle hazırlanmış adını bilmediğim ama tadını çok sevdiğim daha bir sürü lezzet. 
Kahvaltıda klasik Türk işi kahvaltı yani zeytin-peyniri olmazsa olmayanlardansanız yine biraz zorlanabilirsiniz. Zira bir sabah kaldığımız otelin kahvaltısında, açık büfede koca kahvaltı salonu için kibrit kutusu kadar bir peynir vardı. Peynir az ama tereyağ, domastes, salatalık da yok değil. Bunlara yukarıda bahsettiğim lezzetli meyveleri ekleyerek güzel bir kahvaltı yapabilirsiniz.
Ve muhteşem Halong Körfezi! Denizin içinden yükselen irili ufaklı yüzlerce kayanın, özellikle günbatımında oluşturduğu manzara size kendinizi bir hayalin içinde hissettiriyor. Buradaki ilk günümüzde küçük teknelerle yaptığımız turda suyun üzerine kurulmuş köyleri görmek çok etkileyiciydi. Suyun üzerine yapılmış evlerde insanlar günlük hayatlarını sürdürüyorlar. Gemide konakladığımız için ertesi sabah yine muhteşem bir manzaraya uyanıyoruz. Yine küçük teknelerle yaptığımız kısa yolculuktan sonra içerisi 10 bin metrekareden daha büyük olan “Sürprizler Mağarası”nı geziyoruz. Mağara her ne kadar beni çok etkilemese de, mağara çıkışı ulaştığımız yer hem fotoğraf çekmek, hem de durup nerede olduğunuzu tam olarak hissetmek için harika. Belgesellerde gördüğünüz Halong Körfezi fotoğrafları tam olarak buradan çekilmiş olabilir.






Vietnam, Kamboçya, Tayland gezisinde beni en çok etkileyen yer şüphesiz Kamboçya oldu. Angkor Tapınakları, Siem Reap’ın kırsalında elektrik ve su olmadan tek göz odada gülümseyerek yaşayanlar ve Tonle Sap Gölü. 
Buradaki yolcuğumuz dünyanın en büyük tapınak bölgelerinden biri olan Angkor ile başlıyor. Burada bulunan 100’e yakın tapınağı görmek için elbette zamanımız yok. Bu yüzden turumuzun  bizim için sectiği 6 büyük tapınağı 1,5 günde ancak gezebiliyoruz. Angkor Wat muhteşem siluetiyle sizi karşılıyor. İçinde dolaştıkça aslında görünenden ne kadar büyük olduğuna hayret edip, yüzlerce yıl önce bu medeniyeti kuranlara saygı duyuyorsunuz. 







Angkor Wat’tan sonra en güzel tapınaklardan biri de Angkor Thom’da bulunan Bayon tapınağı. Tapınakta bulunan kulelerin her birinin üzerinde bulunan devasa gülen yüz kabartmaları insana her an izleniyormuş hissi verse de ortaya çıkan manzara çok etkileyici.
Tapınaklar arasında bulunan kırsal alanda yaşayan halk bence en az Angkor tapınakları kadar görülmeye değer. Geçimlerini buraya gelen turistlere satmak için kendi yaptıkları şekerlemelerden ve hediyelik eşyalardan sağlayan yerel halk son derece samimi. Ortak dil olmamasına rağmen o kadar rahat anlaşıyorsunuz ki, buna kendiniz de şaşırıyorsunuz. Çünkü buradaki ortak dil gülümseme. 


Rehberimiz Kansav Arslan, Kamboçya’da ki evlerden birine girip de içerisini gezip, görebilmemiz için ev sahiplerinden izin istiyor. Tabii ki onlar da bizi kırmıyorlar ve gördüklerimiz karşısında yine şaşkına dönüyoruz. Derme çatma yapılmış iki katlı ahşap bir ev. Alt katın zaten üç tarafı açık, sadece büyük bir sedir bulunuyor. Üst kata çıkınca görebildiklerimiz, yere serilmiş yatak, bezden yapılma iki kıyafet dolabı, elektrik olmadığı için akü ile çalışan küçük bir televizyon ve birkaç parça tahtayla ayrılmış küçük bir oda. Şaşkınlıktan yer yatağında uyuyan kediyi eve gelip fotoğraflara bakınca ancak fark edebildim 

Kadınlar hem Kamboçya’da hem Vietnam’da her türlü işte çalışıyorlar. Vietnam’da Mekong Delta’sını gezerken bindiğimiz kanoları kullanan da, yine adalardan birinde yaptığımız at arabalı turda arabayı kullanan da bir kadındı. Kucağında ufacık bebeğiyle yaptığı şekerlemeleri satan bu kadının yüzündeki ifade, sanırım tüm yazı boyunca neden sürekli mutlu ve samimi insanlar diye yazdığımın en güzel kanıtı.
Bütün gün boyunca tapınaklar arasında dolaşmaktan yorulsanız da Kamboçya’da gün bitmiyor. Gece pazarı ve sonrasında barlar sokağı bu sefer sizi alışveriş ve eğlenceye davet ediyor. Siem Reap’de kurulan gece pazarı, bizim sahil kasabalarında kurulan pazarları hatırlattı bana. Tabii buradaki çok daha büyük. Her markanın imitasyon saatlerini, gözlüklerini hatta her şeyin imitasyonunu burada bulabilirsiniz



Gündüz gördüğüm yoksulluk manzaralarından sonra barlar sokağının girişine geldiğimizde yine bir şaşkınlık yaşadım. Niyeyse bütün ülke o şekildeymiş, bu ülkede kimse eğlenemezmiş gibi saçma bir hisse kapılmışım. Neyse ki uyum sağlamak çok zor olmadı. Sağlı sollu barlardan gelen müzik sesleri, yollarda dans edenlerle günün kapanışı (ya da yeni günün açılışını ) yapmak unutulmazdı. 
Kamboçya’daki son durağımız Tonle Sap Gölü. Burada su üzerine kurulmuş köylerde/evlerde yaşayan insanların hayatları düşündürücü. Tekneyle geçerken üzerimize bir damlasının gelmesinden korktuğumuz kirli göl suyunda insanlar yüzüyor, bir şeyler avlıyor ve tabii ki o suyun üzerinde yaşıyorlar. Göle kurulmuş köyde okul, kilise ve marketleri var. Çocuklar okullarına sandallarıyla kendi servislerini yapıyorlar, kadınlar marketin önünde toplanmış sigaralarını içip sohbet ediyorlar. 
Yıllar önce çok acılar yaşamış, halen daha yoksullukla boğuşan bu güzel ülkenin, güler yüzlü, sıcakkanlı insanları benim için her zaman çok özel olacak. Kim bilir belki bir gün yine Kamboçya'lı çocuklarımı ziyarete giderim :)
Kamboçya’dan Tayland’a otobüsle geçerken sınırda pasaport işlemleri için beklerken gördüklerimiz, kendinizi bir belgeselin içinde hissettiriyor. Otobüsümüzün yanı başında kardeşini yıkayan bu kızı gülümseyerek izledik. 
Yazımın kapanışını tabii ki Kamboçya ile yapacağım. Kamboçya’ya gidip orada yalınayak gezen çocukların gözlerinin içine bakın. Hayatta neleri dert ettiğinizi, neden artık daha sinirli olduğunuzu, zaman denen zalimin neden peşinizden koştuğunu tekrar düşünün. Hayat burada bizim ülkemizde olduğundan çok daha farklı akıyor. Dünyanın en yoksul ülkelerinden birinde, bizim bir günde harcadığımız parayla bir ay boyunca geçinmek zorunda olan ama yüzlerinde sanki hayatta her istediklerini elde etmiş gibi mutluluğu ve huzuru gördüğünüz güzel insanlar. Acılarından doğan yaşama sevinçleri ile Kamboçya’lılar, umarım size de hayatın karmaşası içinde unuttuğunuz tüm güzel duyguları tekrar yaşamanız için bir ışık olur.

Bundan tam 2 yıl önce, tam da bugünlerde Vietnam’da gezdiğim sokakları düşünerek bu yazıyı yazmak, benim için ayrı bir keyif.

YAZI VE FOTOĞRAFLAR: Senem Beyter KÜÇÜKSAVAŞ
18.02.2016

20 Haziran 2016 Pazartesi

LİKYA YOLU EFSANELERİ VE KAYAKÖY’ÜN HÜZÜNLÜ GEÇMİŞİ

Bu yıl TEMPO ile Likya Yolu başlangıç etaplarını yürümek için yine düştük yollara.  Ben bu etabı çok sevmiş olmalıyım ki ikinci kere yürümek için oralardaydım. Belki de bu isteği tekrar canlandıran şey, benim için burasının sadece bir yürüyüş yolu olmamasıydı. Bu rotanın çok sevdiğim denizle bir bütünlük oluşturması ve özellikle yürüyüş öncesi ziyaret ettiğimiz Kayaköy’ün geçen yıl kaçırdığım detaylarını tekrar yakalama çabası beni buraya tekrar getirmiş olmalıydı. 
Geçen yol olduğu gibi Likya Yolu’nu yürümeye başlamadan önce Fethiye’nin bir mahallesi konumundaki Kayaköy’e uğradık. Burası evlerinden zorla koparılan ve göçe zorlanan insanların yaşadıklarını hatırlatması açısından çok etkileyici bir yer. Sekizyüz yıl boyunca bir arada yaşayan insanların, uluslar arası  bir anlaşma gereği birbirinden ayrılmaya zorlandıkları yerleşim yerlerinden birisi Kayaköy. 
Karar bir kere alınmıştı. Rumlar buralardan gidecek, yerlerine  Balkanlar’da yaşayan Türkler gelecekti. Bugünkü şehri “hayalet” haline getiren süreç de böyle başlamış oldu. Taş evler birkaç haftada boşaldı, sokaklar sessizliğe büründü, kilisenin çanı sustu. Buraları terk eden Rumlar geri dönecekleri umuduyla bütün eşyalarını götürmediler bile. Yaşayan bir şehir bugünkü enkaz haline geldi. Benzer acıları Balkanlar’da yaşayan ve topraklarını terk etmek zorunda kalan Türkler de yaşadı. Oralardaki ezanın sesi de susmuştu.

Biz bu nedenle, Kayaköy’ün sokaklarını dolaşırken evlerinin önünde sohbet eden Eftalya’nın, Maria’nın, Eleni’nin sesini duyamadık. İşine giden Kostas’ın, Yorgos’un ve Aleksis’in sesi de yoktu artık. Ne nalbant Lakis ne de marangoz Manolis’le karşılaştık sokaklarda. Bu derin sessizlik bize çok şey anlatıyordu aslında. Büyük Fethiye depremine kafa tutan taş binalar, şimdi bir yıkıntı görünümünde karşımızda duruyordu. 


Benzer hikayeleri Nisan ayında Alaçatı’ya gerçekleştirdiğimiz gezide de dinlemiş ve çok etkilenmiştik. Birbirinden uzak iki küçük şehrin, etkileri çok büyük ve ortak hikayeleriydi bunlar. Alaçatı’da şarap üreten Rum nüfusu yerini tütün üreten Türk ailelere bırakmıştı. Burada ise nalbant, taş işçisi ve marangozluk yapan Rumların yerini tarımla uğraşan Türklere bıraktığına tanık olduk. Kısacası senaryolar aynı, sadece oyuncular farklıydı. Yaşanan acı ise ortaktı. 
LİKYA YOLU BAŞLANGIÇ ROTALARI

Kayaköy’ün hüzünlü hikayesini içimizde yaşayarak, dünyanın en iyi on yürüyüş rotasından birisi olarak gösterilen Likya Yolu’nun başlangıcına yöneldik. Beşyüz kilometreyi aşan uzunluğuyla Fethiye’den başlayıp Antalya’da sona eren bu yolun yürüdüğümüz Fethiye kısmı; gerek bitki örtüsü, gerek barındırdığı tarih, gerekse görselliğiyle çok özel bir deneyim yaşattı bize, üstelik doğada yürüyerek. 

Milattan önce 2000’li yıllarda yapılan ve başta Romalılar olmak üzere birçok uygarlık tarafından kullanılan bu yol, İngiliz tarihçi  Kate Clow tarafından ortaya çıkarılıp 1999 yılında yürümeye uygun hale getirilmiş. Likya Yolu’nda yürüyüşe en uygun dönemler Şubat-Mayıs veya Eylül-Kasım ayları. Yol; eski Roma yolları, katır yolları ve patikalardan oluşuyor ve genellikle taşlık ve kayalık bir yapıya sahip. 



Likya Yolu genellikle ormanlık alanların ve verimli tarım arazilerinin içinden ya da yakınından geçiyor. Deniz ise yürüyüş sırasında bir görünüyor, bir yok oluyor.

Yürüyüşteki ilk uğrak noktamız Gemiler Koyu’nu yukarıdan gören tepenin yamacı. Fotoğraf karelerimizi süsleyen Kayaköy yakınlarındaki Gemiler Koyu’na ilişkin bir efsane de var. Bu koyda genç kızlar dokudukları kumaşları yıkarlarmış. Bu yıkama zamanı bir şölen niteliğinde imiş. Bir ucundan tutulan kumaşlar adaya kadar uzatılır, kimin kumaşı adanın karasına önce değerse, onun muradı önce gerçekleşirmiş. Zamanında bu kızların muratları neymiş bilmiyoruz ama bu efsanenin yaşandığına inanılan bu koyu en güzel açılardan görme şansını bulduk.
    Gemiler Koyu’na yukarıdan bir bakış…

Yürüyüşlerimizin sonunda  Belcekız Plajı ve Kabak Koyu yüzerek  serinlememize izin verdi. Buralar sadece yüzüp güneşlendiğimiz değil, arkadaşlarımızla koyu sohbetlerin yapıldığı yerler de oldu. 
Fethiye, efsaneleri bol bir yer. Yine efsaneye göre; “fırtınalı bir günde, Yediburunlar önlerinde azgın sular ve fırtınalar bir baba ile oğulun gemisini yakalamış. Oğul bilirmiş buraları çünkü Belcekız adında yörede yaşayan bir kıza sevdalıymış. Kayalara yaklaşırlarsa bir koya girebileceklerini ve fırtınadan kurtulacaklarını söylemiş babasına. Baba ise kayalara çarpıp parçalanacaklarını, buralarda koy olmayıp yalçın kayalıklar bulunduğunu iddia eder dururmuş. Aralarında öyle şiddetli bir itiş-kakış başlamış ki, baba tam kayalara çarpacaklarını sandığı an, oğlunu bir kürek vuruşuyla denize atıp dümene geçmiş. Bir de bakmış ki deniz dönüyor, dümdüz, çarşaf gibi bir koya dönüşüyor.
Baba gemisiyle bu koya sığınmış. Gemisi ve yükleri kurtulmuş ama oğlunun da ölüsüne yanmış tutuşmuş. Günlerce yas tutmuş, denize ağlamış. Gözyaşları, haykırışları boncuk boncuk kumsallardan sekerek karşı yamaçları sarmış. Belcekız sevgilisinin öldüğünü duymuş ve kendisini denize atarak sevgilisine kavuşmayı düşlemiş. O günden sonra, oğulun öldüğü yere Ölüdeniz ve kızın öldüğü yere de Belcekız denmiş.”
Yürüyüşler sırasında olağanüstü bir görsel şölenin yaşandığı rotalardan birisi de Alınca-Kabak etabıydı. Her adımında bir tarafta devasa kaya oluşumları ve şelale yatakları, diğer tarafta Kabak Koyu’nun müthiş görüntüsü bize eşlik etti.  

Oldukça eğimli “Alınca-Kabak” rotasını, “Kabak-Alınca” olarak yürümek de mümkün. Ancak oldukça eğimli ve yedi  kilometre uzunluğundaki bu rota çıkış yönünde oldukça yorucu oluyor. Bu nedenle  rotayı yürüyüş sonunda denize ulaşma amacını taşıyan yürüyüşçüler için “iniş” şeklinde gerçekleştirmek daha anlamlı görünüyor. Eğimli yolda inerken, taşların kayma riskine karşı daha dikkatli olmak gerekiyor. Bu rotada baton kullanımı daha fazla önem kazanıyor. 


Alınca’dan inerken çam ağaçlarının yanı sıra keçiboynuzu ve koca yemiş ağaçları da bize eşlik etti. Daha yükseklerde ardıç ve sedir ağaçları da varmış. Keçiler ise bu coğrafyanın ayrılmaz bir parçası.
Likya Yolu gezimiz Kaş etabını Ekim’de yürüme beklentisiyle sona erdi. Pek çok güzel insanla bu gezide tanışıp, var olan dostlukları ise pekiştirme fırsatı bulduk. Yeni faaliyetlerde buluşma sözleri verildi. Yunanlıların dansı olan sirtakiyi, üstelik Ankara’da öğrenen arkadaşlarla tanıştım. Ezginin Günlüğü’nün unutulmaya yüz tutmuş bir parçasını Kabak Koyu’na tepeden bakarken dinledim. Artçı rehberimiz Erkan’ın oyun havaları eşliğinde dansını hayranlıkla izledim. Yürürken grup içi yardımlaşmanın önemine bir kez daha tanıklık ettim. Otelin havuzu başında yaptığımız sohbetlerin tadı ise bir başkaydı. Çekilen fotoğraflar yaşadığımız anları ölümsüzleştirdi. 


Sekizyüz metrelik yükseklikteki Alınca’dan inerken verdiğimiz molada belki de hayatımızın en lezzetli çayını yudumladık. Ellerine sağlık Derya…

Bu gezi unutmaya başladığımız bir kavramı bize tekrar hatırlattı: birlikte yaşamak. Göçe zorlanan Rumlar, Kayaköy’de yaşamaya devam etselerdi buranın havası şimdikinden çok daha farklı olacaktı. Kertenkele ve yaprakların hışırtısından başka sesin duyulmadığı buralarda, Türkçe ve Rumca şarkılar yine birbirine karışacaktı. Sirtaki ve zeybek yine beraber oynanacaktı. Ezan sesi ile kilise çanı yine birlikte Babadağ’ın eteklerinde yankılanacaktı. 

Teşekkürler TEMPO, bu özlemlerimizi Babadağ’ın eteklerinde tekrar hatırlamamızı sağladığın için. Ekim ayında Kaş’ta bir başka Likya Yolu rotasında görüşebilmek umuduyla...

Yazı ve Fotoğraflar: Taner SAYAR

27 Mayıs 2016 Cuma

VİETNAM, KAMBOÇYA, TAYLAND TURU

Türkiye’de sonbahar ve kış ayları yaşanırken, sıcak ve egzotik yerlere gitmek isteyenlerin yeni popüler güzergahı Vietnam ve Kamboçya gezisi olmaya başladı. Uzakdoğu ülkeleri arasında, her yıl daha da çok turist çekmen Vietnam ve Kamboçya’da gezilecek yerler o kadar çok ki, en az 10 günlük bir gezi yapsanız dahi tadı damağınızda geri dönüyorsunuz.
Tempo Tur ile 2009 yılından beri yaptığımız Vietnam, Kamboçya turlarına her yıl artan bir talep gelirken, Türk Hava Yolları’nın Vietnam’ın Ho Chi Minh (Saygon) şehrine başlattığı uçak seferleri ile Türkiye’den ulaşımı çok rahatlattı. Ayrıca vize işlemleri de son zamanlarda daha kolay. Ankara Vietnam Büyükelçiliği  vize prosedürünü daha da hızlı ve pratik hale getirdi.
Doğası, tarihi, kültürü, insanları ve egzotik meyveleri ile baş döndüren Hindiçin ülkelerinden Vietnam ve Kamboçya seyahat izlenimlerim ;
Vietnam ve Kamboçya gezisi için en uygun zaman, ekim sonu ile mayıs başına kadar olan aylar. Bu aylar; ılıman bir iklim, az nemli bir hava ile tropik meyvelerin çok bol olduğu döneme geliyor…
Biz de seyahatimize bu dönem de, THY ile Bangkok’da 1 saatlik mola verilen, Ho Chi Minh City (Saygon) uçuşu ile başladık. THY’nin Vietnam uçuşları gece saatlerinde olduğu için zaman nasıl geçti anlamadık. Yemekler, ikramlar ve ekrandan filmleri seyrederken zaman su gibi geçti .
Vietnam havalimanında vize ve pasaport işlemleri ise; ya çok çabuk bitiyor ya da saatlerce sürüyor. Vizesini henüz almamış ve havalimanında davetiye ile alan yolcular uzun süre beklerken, Ankara Vietnam Büyükelçiliği’nden vizelerimizin önceden alınması sebebiyle bizler hemen geçtik ( yeşil pasaportlara vize gerekmiyor).
THY’nin uçuş düzenlediği Ho Chi Minh City, Kuzey ve Güney Vietnam iç savaşı sırasında ABD yanlısı Güney Vietnam’ın başkenti olan Saygon’dur. Savaşı Kuzey Vietnam’ın kazanması ile şehrin adı değiştirilerek Vietnam’ın büyük önderi Ho Chi Minh’in ismini almış.
Havalimanından otele giderken, yolda bizlere en farklı gelen şey, binlerce hatta yüz binlerce motorsiklet görmek oldu (neyse ki motorsikletler scooter tarzı olduğu için çok gürültü çıkarmıyorlar !!).  Vietnam hızla gelişen bir ülke. Halkı da henüz turistler görmeye çok alışmamış. Kendilerine benzemeyen, uzakdoğu görünümlü olmayan yabancıları görünce yakın ilgi gösteriyorlar, sizlerle birlikte fotoğraf çektiriyor, kıllı kollarınızı ve şişman göbeğinize dokunmak istiyorlar !! Vietnam ve Kamboçya gezisi sırasında halk ile hiçbir olumsuzluk yaşamadık, hepsi çok sıcakkanlı ve sempatik insanlardı. Ayrıca çok da çalışkanlar .. Sokakta ki dükkanların çoğu sabah saat 7 gibi açılıyor ve akşam 9 – 10’a kadar çalışıyorlar..
Ho Chi Minh City’de ve etrafında gezilecek bir çok yer var. Fransız sömürge döneminde yapılmış tarihi Postane ve Notre Dame Katedrali, Ben Than Market, Yeniden Birleşme Sarayı bunlardan bazıları… Şehrin çevresinde ise yaklaşık 1-2 saatlik mesafede Mekong Deltası ve Chu Chi tünelleri geziliyor (aşağıda fotoğrafları mevcut).
Ho Chi Minh şehrinden sonra Vietnam Havayolları ile (çok güzel uçakları var) Hanoi ve Halong körfezi gezisi yapmak üzere Vietnam’ın kuzeyinde bulunan bölgeye gittik. Halong Körfezi ile başkent Hanoi arası araçla yaklaşı 4 saat. Halong Körfezi insanı büyüleyecek kadar güzel doğası ile UNESCO Dünya Doğa Mirası listesine girmiş.
Başkent Hanoi’de mutlaka gezilmesi gereken yerler ise Literatur Tapınağı, Ho Chi Minh’in mozelesi, Kılıç Gölü ve çevresi.. 
TEK AYAKLI  PAGODA;
Hanoi’de tarihi bir Budist tapınağı. Çocuksuz olan İmparatorun rüyasında bir lotus çiçeği üzerinde otururken kendisine bir bebek teslim eden Buda’yı gördükten sonra bir köylü kızıyla evlenip erkek çocuk sahibi olması üzerine, 1049 yılında bu tapınağın inşa edildiği söylenir. Tapınak, Budizm’de saflığın sembolü olan lotus çiçeği gibi 1.25 m çapında tek bir taş sütun üzerine ahşap olarak inşa edilmiştir.Hanoi, Vietnam

Tek Sütünlu Pagoda Hanoi

Literatür Tapınağı;
Bir Konfüçyüs tapınağı olup, “İmparatorluk Akademisi" olarak Vietnam'ın ilk ulusal üniversitesini de içerir. Tapınak Kral Lý Nhan Tong tarafından 1070 tarihinde inşa edilmiştir.  
Literatür Tapınağı, Hanoi

"Su Kuklaları Gösterisi"
UNESCO Dünya Somut Olmayan Kültürel Miras Listesi'nde yer alan Vietnam'a özgü "Su Kuklaları", tahtadan yapılan ve sahne olarak da havuz kullanılan kuklalardır. Su altında gizlenen uzun çubuklarla idare edilirler.

Su Kuklası gösterisi, Hanoi
Vietnam gezimizi tatmamladıktan sonra tekrar Vietnam Havayolları ile bu sefer Kamboçya’nın en meşhır bölgesi olam Siem Reap’e uçtuk. Kamboçya normal ve yeşil pasaportlara vize uyguluyor ama işlem çok pratik ve kısa sürüyor. Havalimanında ayakbastı parası gibi alınan vizelerle ile kolayca işlemlerimiz tamamlayıp otelimize yerleştik.
Kamboçya ile Vietnam ikisi de Fransız sömürgesi ve Çin etkisi altında kalmasına rağmen Hindiçin bölgesinin iki farklı milleti ve kültürü. Bu iki ülke birbirinden o kadar farklı ki, Budizm uygulamalarına dahi yansıyor.. Ama Kamboçya’da bizi en çok etkileyen Angkor Tapınakları olarak bilinen bölgede yaptığımız gezilerdi… Indiana Jones, Tomp Raider gibi filmlere ilham veren fantastik tapınaklar, çeşitli bitki ve ağaçlarla kaplanmış duvarları ile bizlerin nefesini kesti…
Kamboçya, Tonle Sap Gölü yılın büyük kısmında bir metre derinlikte, 2.700 kilometrekarelik alana sahip olan olup, Muson mevsiminde Mekong ve Tonle Sap nehirlerinin taşkınlığıyla sulak alan 15.000 km kare ve dokuz metre derinliğe ulaşır. Gezi amacımız göl yüzeyinde tekne ve dubalar üzerinde yaşayan toplulukların oluşturdukları köylerdeki yaşamı görmek. Göl çevresindeki yüzer köylerde başta Vietnamlı olmak üzere birçok etnik gruba mensup yaklaşık 1.2 milyon kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir.

Tonle Sap gölü, Kamboçya

Angkor Thom, Kimer İmparatorluğu'nun son başkenti. Çok gelişmiş bir şehir olan Angkor Thom 12. yüzyılın sonlarında kral VII. Jayavarman kurulmuştur.Kentte bulunan yazıtlardan birisi Jayavarman'ı damat kenti ise onun gelini olarak anmıştır. Yaklaşık 9 km² büyüklüğünde bir alanı kaplayan kentin içinde daha önceki dönemlerden kalanların yanı sıra kral Jayavarman ve daha sonra gelen kralların yaptırdığı birçok anıt bulunmaktadır. Kentin merkezinde Jayavarman’ın resmî (devlet) tapınağı, Bayon bulunur. Angkor Thom’da inşa edilmiş bilinen en son tapınak 1295 tarihli Mangalartha'dır.

Bayon Tapınağı, Angkor Thom, Kamboçya

Angkor Vat, Kamboçya'nın Siem Reap kentinde yer alan, Kral II. Suryavarman adına yapılmış bir tapınaktır. Dünya Kültür Mirası Listesi'nde yer alan tapınak 12. yüzyılda inşa edilmiş olmasına karşın günümüze dek oldukça iyi bir korunma altında ulaşabilmiştir. Bölgedeki tek dinsel yapı olarak günümüze kalmış olup, önce Vişnu adına bir Hindu tapınağı olarak, daha sonraki dönemlerdeyse bir Budist tapınağı olarak kullanılmıştır. Khmer mimarisinin en önemli örneklerindendir. Kamboçya ile özdeşleşen yapı ülkenin ulusal bayrağının üstünde de betimlenmektedir. Ülkeye gelen turistlerin en çok ziyaret ettiği yerdir.
Angkor Wat, Kamboçya

Angkor Wat, Kamboçya


Ta Prohm , Anıt ve duvarları bir ahtopotun kolları gibi sıkı sıkıya saran dev ağaç köklerinin olduğu tapınak olup, tapınaklar ve manastırlardan oluşan, bunun dışında duvarlarla çevrili köşe kuleleri, Gopurams (giriş pavyonu) ve küçük binaları olan bir yapı kompleksidir. Ta Prohm Kral Jayavarman VIII. tarafından 12. – 13. yy ları arasında yaptırılmış. Daha sonra Kral Indravarman II tarafından genişletilmiş. Ta Prohm’un eski adı ‘’Rajavihara: Kraliyet Manastırı’’ anlamına gelmektedir. Kral Jayavarman VIII ve Ta Prohm’u kendisi için yaptırdığı annesi Budist olmalarına rağmen, Ta Prohm’da yapılan arkeolojik araştırmalarda Hindu mitolojisinden (krişna, Vishdu) çeşitli kabartmalar bulunmuştur. Ta Prohm inşasının bitiminden sonra 260 Tanrı ve Tanrıçaya adanmış.

Ta Prohm, Kamboçya


Ta Prohm, Kamboçya

Apsara Hindu ve Budist mitolojisinde bulutlarda ve suda yaşadığına inanılan dişi perilere verilen isimdir. Genellikle dans ederken betimlenirler.


Apsara Dansı, Kamboçya






Şimdi gelelim kısaca önemli gezi notlarıma;

* Vietnam ve Kamboçya’da ne yenir ? 
Eğer her gittiğim yerde kurufasülye pilav veya iskender döner harici bir şey yemem diye bir takıntınız yoksa bu gezide aç kalmaz hatta kilo bile alabilirsiniz !! Öncelikle otellerin kahvaltı ve akşam yemeklerindeki açık büfeleri çok zengin. Tavuk, balık, kalamar, karides, dana eti, makarna, pilav, papates ve sebze yemeklerinin yanı sıra, dondurmalar, tatlılar ve hatta sadece tropik meyvelerden dahi yerseniz doyarsınız.
* Vietnam ve Kamboçya’dan ne alınır ?
Bu iki ülke de çok ucuz. Yağlı boya veya lake tablolar, inciler, Vietnam kahvesi gibi yöresel alışverişin yanısıra; eğer sahte ürünler alırım derseniz, saat, çanta, ayakkabı, valiz, outdoor elbiseleri sizleri bekliyor.
Son söz olarak;
Buraları yazıp okumakla olmuyor… Tadına varmak için mutlaka siz de gezip yaşayın !!!
YAZI VE FOTOĞRAFLAR
Kansav Arslan 2013

26 Mayıs 2016 Perşembe

ÇİN TURU

Çin 1 milyar 350 milyona yaklaşan nüfusu ile dünyanın en kalabalık ülkesi. Yüz ölçümü ise 9 milyon 700 bin kilometrekare ile Rusya ve Kanada'dan sonra dünyanın en büyük üçüncü ülkesi. Türkiye'den 12 kat büyük ve 18 kat daha kalabalık. Çin 8 trilyon dolarlık gayrisafi milli hasılası ile ABD'den sonra dünyanın ikinci büyük ekonomisi olmayı da başarmış. Bir başka deyişle Türkiye'nin en az 10 katı büyük bir ekonomiye sahip. Eskiden bisiklet dolu şehirler bile, artık son model lüks arabalar ile dolu...
İşte 2013 yılı ağustos ayında; İstanbul'dan yaklaşık dokuz buçuk saatlik yolculuk sonrası ulaştığımız Şanghay'dan başlayıp, Gulin, Yangshuo, Xian ve başkent Pekin gezisi ile biten Çin Turu izlenimleri;
Tempo Turizm ile yaptığımız Çin turumuz 11 gün sürdü. İstanbul’dan Şanghay'a THY ile yaptığımız yolculuk; yaklaşık dokuz buçuk saat sürmesine rağmen; gece uçuşu olması nedeniyle çok rahat ve kolay geçti. Şanghay'a öğleden sonra vardığımızda saatlerimizi Çin yerel saatine göre Türkiye'den 5 saat ileriye aldık.

Yangtze nehrinin deltasında kurulmuş Şanghay 23 milyon nüfusu ile dünyanın en kalabalık şehri. Günümüz Çin'in ticari merkezi olan şehirde; 1990 yılından beri Huangpu nehri kıyısına onlarca gökdelen inşa edilmiş. Dünyanın üçüncü en yüksek gökdelenin inşası da devam etmekte. Gezimize 468 metre yükseklikteki Pearl Tower ( İnci kulesi) gezisi ile başladık. Bu kulenin 263 metre yükseklikteki seyir katından modern Çin'in gökdelenleri ve nehir manzarası nefes kesiciydi, bir de bu yükseklikte saydam cam üstünde yürümek tabi ki !!!

Huangpu nehri ve Pearl Tower manzarası

Şanghay Çin'in modern vitrini olmuş. Ne bisiklet ne de motosiklet kalmış, her yer binlerce lüks ve son model otomobiller ile dolu. 
Eyalet sistemi ile yönetilen ülkede en yüksek maaş verilen şehirlerin başında geliyor. Öğretmen, polis gibi devlet memurlarının maaşları aylık 1.000 Amerikan doları civarında. Basit işlerde bile çalışanlar en az 300-400 Amerikan doları maaşlar ile çalışıyorlar.
Hayat da bu oranda pahalı, Türkiye'den daha ucuz bir şehir değil. Sadece benzin Türkiye'den %50 daha ucuz ve toplu taşım ücretleri Türkiye'nin 3'te 1'i civarında. 
Ülkeyi 1949 yılından günümüze yöneten; Komünist Partisi serbest piyasa ekonomisine geçmiş ama Çin’de Facebook ve Twitter başta olmak üzere internet ve medya üzerinde, erişim ve sansür yasağı var. 11 günlük Çin turu boyunca Gmail ile maillerimizi okuyabildik ama Facebook, Twiter, Youtube sitelerine kesinlikle giremedik.
Pekin, Xian gibi büyük şehirlerde de maaşlar Şanghay'dakine yakın olmasına rağmen, daha küçük şehirler ve kırsal kesimde devlet memuru maaşları aylık 200 Amerikan dolarına kadar düşüyor. Yabancı yatırımcıların tercih ettiği bu tip fakir bölgelerde hala insanlar kıt kanaat geçinerek hayatlarını sürdürüyorlar. Bu sebeple son yıllarda Çin devleti yabancı yatırımcılardan çok, yerli küçük işletmeleri destekleyen teşvik uygulamaları başlatmış. Ama hala Çin'de çok büyük bir gelir adaletsizliği var, zenginler çok zengin, fakirler ise çok fakir. Büyük şehirlerde çalışan bazı düşük maaşlı işçiler ancak 10-15 kişi birleşip aynı apartman dairesinde oturup, ev kirasını paylaşarak ayakta kalabiliyorlar...
Şanghay'daki ikinci günümüze Budist Tapınağı gezisi ile başladık. Uzak doğu ülkelerinde herhalde en az tapınağı olan ülke Çin diyebilirim. Tüm Çin gezisi boyunca birkaç Budist tapınağı ve iki cami gezdik sadece, gezdiğimiz en güzel Budist tapınağı ise Şanghay'daki Jade Buda (Yeşim Buda) tapınağı idi.
Çin'de de aynı Türkiye'de olduğu gibi sürekli yeni alışveriş merkezleri de açılıyor. Çok lüks ve pahalı markaların yanı sıra adını hiç duymadığımız Çin'in kendi giyim markaları da var bu AVM'lerde. Çinliler sürekli yabancı markalara üretim yapmaktan sıkılmışlar herhalde ki, artık kendi giyim markalarını oluşturmaya başlamışlar...
Fiyatlar Türkiye ile ya aynı yada daha pahalı ! Bu tür lüks mağazaları gezmek için en iyisi Nanjing caddesine gitmek ki, biz de yaklaşık 2 saat burada hem gezdik, hem de kafelerde oturup dinlendik. Çin'in lüks mahallelerinde ki kafelerde; ortalama içecek fiyatı yaklaşık 30 yuan yani 10 TL !!
Çin pahalı markaların sahtelerini üretmede de dünya lideri ve bu ürünlerin satıldığı yerler de var. Şanghay'da iki büyük AVM de sadece sahte ürünler satılmasına izin veriliyor. Biz de Hancity Fashion & Accessories isimli bir AVM'ye gittik. Bir çok ünlü giyim, saat, gözlük ve elektronik markasının satıldığı bu alışveriş merkezlerinde pazarlık yapmak da şart. Genelde ilk verilen fiyatın %30'una satın alabiliyorsunuz. Yani 100 Yuan dedikleri bir ürünü genelde 30 yuan'a satın alabilirsiniz (1 TL = 3 Yuan).

"Su Şehri "olarak bilinen Zhujiajio

Şanghay'a yaklaşık bir saatlik otobüs yolculuğu ile gittiğimiz Su Şehri olarak bilinen Zhujiajio ise Şanghay gezisinin belki de en güzel yeriydi. Nehir kıyısında,  kazıklar üzerinde, klasik Çin mimarisinde yapılmış ev ve dükkanların bulunduğu Zhujiajio; Şanghay'ın Venedik'i olarak adlandırılıyor.
Şangay Müzesi'nde ise; porselen, heykel, madeni para, mobilya, resim, mühür, seramik koleksiyonlarının yer aldığı salonları gezmek için 2 saat bile az geldi, gerçekten çok güzel bir müzeydi... Yu Yuan Bahçeleri ise şehir merkezinde ki Çin mimarisi ve yaşamını görmek için en güzel yer diyebilirim. Restorasyon çalışmaları ile 15.YY Ming Hanedanlığı dönemi tarzında yeniden düzenlenen Çin bahçesi; nehir, havuz, sazan balıkları, Fengşui'ye göre yerleştirilmiş ağaç, taş ve evleri ile harikulade bir yer. Bu mahallede; hediyelik eşya almak için, turistik mağazaları gezerek de çok güzel vakit geçirdik.

Şanghay - Yu Yuan Bahçeleri

Şangay'dan sonra uçakla yaklaşık iki saatlik bir yolculuk sonrası Gulin ve Yangshuo gezimize başladık. Bu iki şehir arası otobüs ile iki saat, Gulin hızla gelişmekte ve sanayileşmekte olan şehirlerden bir tanesi, Yangshuo ise Avatar filmine de ilham veren kaya oluşumları ve Lee nehri ile Çin'in yeni turistik güzergahlarının başında geliyor. 
 Lee Nehri
Yangshuo - Çin
"Kansav Arslan"
Çin'de neredeyse kimse İngilizce bilmiyor, en turistik yerlerde dahi durum böyle ...Yangshuo'da gittiğimiz Prenses Lee ışık ve tiyatro gösteri muhteşemdi. West Street dedikleri bizim Bodrum barlar sokağını aratmayan yerler de Çinli yerli turistlerle doluydu !!! Çin'de iç turizm çok gelişmekte, hangi şehre gidersek, yabancı turistin en az 10 katı yerli Çin'li turist vardı.
Yabancılar ise; en turistik yerlerde bile sokakta gezerken çok dikkat çekiyorlar. Gezimiz boyunca biz Çinliler'in fotoğrafını çektik, onlar da bizim fotoğraflarımızı çekti. Bazen de yanımıza gelip beraber fotoğraf çektirdiler... 
Gulin ve Yangshuo'da yaptığımız iki günlük gezi sonrası; yine yaklaşık iki saat süren iç hat uçuşu ile Xian'a geldik. Bu arada Çin'de China Eastern, China Southern gibi iç hatlarda kullandığımız uçaklar da gerek ikram, gerek de kalite ve konfor bakımından gayet iyiydiler.
Xian şehrinde görülecek en önemli yer “Yeraltı Heykel Ordusu” olarak bilinen “Terracotta Savaşçıları ve Atları” müzesi. Üç önemli kazı alanında bulunan binlerce asker Çin devletine adını vermiş ve günümüzden 2200 yıl önce yaşamış olan “Qin Shi Huang” isimli Çin’in ilk imparatorunun mezarını koruyorlar. Çin seddi de yine aynı yıllarda aynı hükümdar zamanında tamamlanmış. Xian’da gezilecek bir başka etkileyici yer ise Çin mimarisi tarzında camisi ve minaresi ile ilgi çekici 742 yılında inşa edilmiş “Xian Ulu Camisi” ve  “Müslüman Mahallesi”. Bu cami Türkiye’deki tüm camilerden daha da eski ve yaklaşık 1270 yaşında !!!


"Klasik Çin mimarisi" tarzında yapılmış 8.YY cami minaresi

Çin’de Müslüman olanlar azınlık sayılıyor ve onların iki çocuk yapma hakları var. Çin’in nüfusunun yaklaşık %90’ını oluşturan, Han soyundan gelenlerin ise sadece bir çocuk yapmalarına izin var.. Bazı istisnalar ile yeni yapılan devlet düzenlemesine göre, kırsal kesimde yaşayanlar eğer ilk çocukları kız olursa, onlara ikinci çocuk yapma hakkı veriyorlar. Ayrıca şehirlerde yaşayanlar da karı-koca eğer kendileri ailenin tek çocukları ise, yani ikisinin de hiç kardeşi yoksa iki çocuk yapmalarına izin veriliyor. Bu kurala uymayanlara 5.000 Amerikan doları civarında ceza kesiliyor ve eğer devlette çalışıyorlarsa memuriyetten atılıyorlar. Bu kadar katı “tek çocuk” politikası ise 1980’lerden sonra yasalaşmış. 1949-1976 Mao’nun iktidarı döneminde ise “çok çocuklu aileler” destekleniyordu, fakat 1980’lerde cahil ve fakir kalabalık nüfusun kendilerine yarar değil zarar getirdiğine kanaat getiren Komünist Parti; birden fazla çocuk yapmayı engelleyici yasalar çıkartmış. Eski Sovyetler Birliği ve Doğu Bloku komünist ülkelerindeki yüksek öğrenim oranı %80’lerde olmasına rağmen; bu oran Çin’de yeni eğitim politikaları ile ancak %27’ye çıkabildi. Dünyanın en kalabalık ülkesinde devletin eğitime ayırdığı bütçe 2013 yılınında 350 milyar dolara ulaşmış …

“Yeraltı Heykel Ordusu” olarak bilinen “Terracotta Savaşçıları ve Atları” müzesi
Xian - Çin

Xian’da tekrar iç hatlar uçuşu ile Pekin’e geldik. Başkentin adı; Fransızlar’ın eskiden Çin yazı karakterlerini farklı çevirdikleri için Pekin olarak adlandırılırken; bu isim günümüzde “Kuzeyin Başkenti” olarak tercüme edilen, Mandarin lehçesine göre okunuşu ile Beijing’e çevrilmiş.  Pekin Şangay’dan sonra ülkenin en kalabalık ikinci şehri. Yollar yeni model lüks araçlarla dolu ve sekiz şeritli caddelerde bile inanılmaz yoğun bir trafik var. Buna rağmen üç gün boyunca sabah 08:30, akşam 20:00 arasında; Tiananmen Meydanı, Yasak Şehir, Cennet Tapınağı, Ulusal Müze ve Çin Hanedanlığı’nın Yazlık Sarayını gezmeyi başardık. Ayrıca, yaklaşık 4,500 km uzunluğundaki Çin Seddi’nin başkent Pekin’e giriş kapısını tutan bölümü olan “Juyong Geçidi” bölümünü de gezdik.




Çin Seddi Hatırası
Pekin (Beijing) - Çin

Şimdi gelelim önemli notlara ;
Çin’de ne yenir ?
Otellerde açık büfe kahvaltı gayet zengin ve doyurucu. Akşam yemeklerinde ise Çin’de en başta Çin yemeği yenir.. ama fastfood tarzı Mc Donalds, Kentucky Fried Chicken gibi yerler de var, pizzacı da var. Biz gezimiz boyunca öğle ve akşam yemeklerinde ağırlıklı olarak "ortası dönen masalarda" Çin mutfağı yemeklerini yedik ama bazı günler de açık büfe (batı tarzı) yemekler aldık, zaten turumuz tam pansiyon olduğu için sürekli yemek yedik, kimisi yemeklere bayıldı, kimisi yadırgadı ama kimse aç kalmadı ve yemeklerden en çok korkan bile ; -Beklediğimden çok güzel çıktı, dedi.
Çin’den ne alınır ? 
Çin’den cep telefonu, fotoğraf makinesi, tablet bilgisayar gibi ürünler almak için sipariş
alanlar vardı ki ellerinde dükkan adreslerine varana kadar hazırlıklı gelmişlerdi, ama umdukları kadar iyi fiyatlar ve güvenilir ürünler bulamadılar.
Taklit markaların çanta, elbise gibi ürünlerini ucuza alanlar çoktu..
Ayrıca tur güzergahında gittiğimiz ipek yorgan satan mağazada kilo ile ipek yorgan aldık, 220x200 cm boyutunda, 2 kilo gelen ipek yorganın fiyatı 780 Yuan ( yaklaşık 260 TL). Yanık ve ağrılara iyi gelen “Çin Kremi” ve Çin tıbbına göre şifa veren hap tarzındaki ilaçların kutuları yaklaşık 120 Amerikan Doları civarındaydı … Çaylardan en pahalısı ise sadece çay tomurcuğundan elde edilen “Beyaz Çay” dı. Üzerinde Çin Seddi olan t-shirtler 50 yuan (15 TL), Çin bebekleri 60 Yuan (20TL) . Su 3 yuna ( 1TL), çay, kahve ise 20-30 yuan (8-10 TL) …
Çin güvenli mi? 
Çin birçok ülkeye oranla oldukça güvenli olmasına karşın, yankesicilik, hırsızlık oluyor. Türkiye’dekine benzer yoldan müşteri bulup “bar-pavyon” diyerek turistleri kazıklamaya götürdükleri mafya tarzı yerler de var. Gezimizde akşam Yangshuo’da West Steet olarak adlandırılan yer gece geç saatlere kadar Türkiye’de Marmaris, Bodrum, Alanya gibi turistik gece hayatını aratmayacak bar ve diskolar ile doluydu. Alışveriş yaparken de dikkatli olun, bazen para üstünü sahte para ile veriyorlar. Ama Çin’de arkadaşlarınızla gece gündüz kalabalık ve işlek yerlerde dolaşırsanız gayet rahat ve güvenli gezersiniz…
Son söz olarak; Çin çok kalabalık bir ülke ve Çin’de gündemdeki konular: Çin ve Uzak doğu ülkeleri ile ABD . Türkiye’yi neredeyse hiç bilmiyorlar, Orta doğu ve Avrupa’da neler oluyor haberleri yok …
Dünyaya kapalı yaşayan yüz milyonlarca Çinli var. Büyük şehirler gökdelenler, AVM ve iş merkezleri ile dolu ama tertemiz !!!  Bisiklet ve motosiklet sayısı şehirlerde çok az ve yeni model lüks arabalar ile dolu …
Ucuz iş gücü az gelişmiş şehirlere kaymış, gelişmiş şehirlerde maaşlar da yüksek, yaşam da pahalı… Yemekler çok çeşitli kimse aç kalmaz…
Çin inanılmaz hızlı gelişen bir ülke.. Çinlilerin bile bu hızlı gelişmelerden başı dönüyor … Çin turu bizim de başımızı döndürdü, keyifle gezdik ve çok güzel anılarla döndük !

Toprak Askerler ya da Terrakotta Ordusu :
İlk Çin imparatoru Qin Shi Huang'ın mezarında bulunan terrakotta heykeller.

MÖ 210 tarihinde yapılmış olan heykeller, 1974'te Çin Halk Cumhuriyeti'nin Shaanxi eyaletine bağlı Xi'an yakınlarında bir çiftçi tarafından bulunmuştur. Ordunun "İlklerin imparatoru" olarak bilinen Çin Şı Huang'ın mezarını koruduğuna inanılır.
Çin'deki tüm beylikleri yenip Savaşan Devletler dönemine son veren Qin Shi Huang, Qin Hanedanı'nı kurarak kendini imparator ilan etmiştir. Tarihçi Si Maqian'in kaydettiğine göre, Qin Shi Huang henüz hayattayken MÖ 246 yılında başlanan mezarının inşası 30 küsür yıl sürmüş, inşaatta 700 bin kişi çalıştırılmıştır.

Çin’in Shaanxi eyaletinin Xi’an kenti civarındaki Lishan bölgesinde bulunan mezarın temeli dörtgen şeklinde, güneyden kuzeye 350 metre uzunluğunda, doğudan batıya 345 metre genişliğindedir; 76 metre yüksekliğinde toprak bir piramit şeklindedir.

Boyları 183-195 santimetre arasında değişen bu heykel askerlerin her birinin yüz ifadesi farklıdır. Kazı alanında çoğu hala toprak altında 8000 asker, 520 atıyla birlikte 130 savaş arabası, 150 süvari atı bulunduğu tahmin edilmektedir.

Qin Shihuang Mezarı ve Terra Cotta Ordusu, 1987 yılında UNESCO tarafından Dünya Kültür Mirasları Listesi’ne alınmıştır.

ÇİN SEDDİ:
Çin'in Savaşan Beylikler döneminde (M.Ö.403 M.Ö.221), Çin seddinin temeli 20'den fazla ayrı ayrı krallık tarafından atılmıştı. Chu, Qi, Yan, Wei, Han, Zhao, Qin Krallıkları birbirinden korumak için sınırlarında ilk setler inşa ettiler. Qin,Zhao,Yan kralıkları ise XiongNu, DongHu, LinHu, Hiung-nu'ların saldırılarını durdurmak ve ülkenin kuzey sınırlarını koruma amacıyla da inşa ettiler. Çin'in ilk İmparatoru Qin Shi Huang, burayı boydan boya aşılmaz bir savunma duvarıyla kapatmaya karar verdi. Bu devasa inşaata girişmekteki amacı konusunda tarihçiler farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Bunlardan bazıları:


-Ülkenin sınırlarını başta Hiung-nu olmak üzere kuzeyden Çin'e karşı Türk boylarının saldırısına karşı savunmak.
-Uzun savaşlar sonunda yıktığı beyliklerin esir düşen yöneticilerini sürgün ve ağır işe sürerek cezalandırmak.
-Ülkeden kaçışları önlemek.
-Ülkenin tek yönetim altında birleştiğini içeriye ve dışarıya göstermek.
-Kuzeyden gelen Moğol saldırılarına karşı ülkeyi savunmak için.
Qin Shi Huang M.Ö. 221 yılında daha önceki krallıkların yaptırdığı duvarları birleştirerek uzattı. M.Ö. 3. yüzyıldan M.S. 17. yüzyıla kadar Çinliler seddi uzatmaya devam etmişlerdir. Seddi onaran ve savunma amaçlı kullanan son hanedan Ming Hanedanı (1368-1644) olmuştur.
Seddin yıkılmış olan kısımlarıyla birlikte uzunluğu 120 km bulur. Bugün ayakta duran kısım Ming Hanedanı devrinden kalan 2.500 kilometrelik settir. Ancak asıl inşaat, M. Ö. 221 ile M. S. 608 yılları arasında yapılmıştır.

Yazı ve Fotoğraflar :Kansav Arslan
Tempo Turizm ile “Çin Turu” , 2013 Ağustos