24 Mayıs 2012 Perşembe

"Memleket İsterim"


Dicle!
Usul usul akan, Diyarbakır’a hayat veren Dicle Nehri…
Danyal Peygamberin asasıyla çizdiği güzergah içinde aktığına inanılan,  dünyada kutsal kabul edilen üç nehirden biri olan eski ismiyle Tigris…
Atalarım bu nehrin kıyısında doğdu, burada büyüdü, burada sevdalandı, kimi zaman hüznüne kimi zaman sevincine ortak etti onu. Dicle’nin kollarından zaman beni çekip alsa da, köklerim hep onun kıyısında… Diyarbakır’da…


İnsan köklerinin farkındalığına yaş-aldıkça varıyor. Kimi zaman bir dost sesi, kimi zaman sevdiğin, kimi zaman da yüreğinin sesi “hadi gidelim” diye fısıldayıveriyor…


"Hadi düşelim Diyarbakır yollarına" diyorum Brezilyalı arkadaşıma. "Birgün seni mutlaka  götüreceğim" dediğim çocukluğumun kentine gitme zamanıdır. Çantamızda kitaplarımız dilimizde bu topraklarda doğmuş  Cahit Sıtkı Tarancı’nın dizeleri…
“Memleket isterim/ Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun/ Kuşların çiçeklerin diyarı olsun…”
Neredeyse yirmi yıldır görmediğim, sokaklarını boş bıraktığım memleketim merhaba!


İnsan kökleriyle buluştuğunda hep çocukluk anılarına mı gider? Kişiliğinin en naif taraflarının izlerini hep çocukluğunda mı bulur? Galiba öyle! Kavurucu yaz sıcaklarında, yıldızlar altında damında uyuduğum evler, çıplak ayaklarla koştuğum sokaklar, dizlerimdeki yaralara baktığım kaldırımlar, bitip tükenmek bilmeyen anlar anılar…   


Tarifsiz bir mutluluk ve telaş içinde Diyarbakır’ı yeniden keşfetmeye hazırız. Bir kenti tanımanın, onu yaşamanın en iyi yolu yürümek. Biz de öyle yaptık. Çocukluğumun ve ilk gençlik yıllarımın geçtiği Diyarbakır çok değişmiş. Ben hayat yolunda büyürken ve değişirken yalnız değilmişim meğer! Diyarbakır’da çok büyümüş, güzelleşmiş, modern yüzüyle diğer kentlerle yarışır hale gelmiş. 


İlk olarak “Dağkapı Meydanı”ndan Gazi Caddesi boyunca pırıl pırıl, yağmurun ıslattığı, ferah kaldırımlarda yürüdük.


İlk molamızı da Vezirzade Hasan Paşa tarafından 1572-1575 yılları arasında yaptırılmış siyah beyaz taşları ve özgün mimarisiyle büyülendiğimiz “Hasan Paşa Hanı”nda, Menengiç Kahvesi içerek verdik. Aroması, kokusu ve damakta bıraktığı tat bizi fazlasıyla dinlendirdi. “Menengiç” veya “mengüç” kahvesi olarak adlandırılan bu içeçek Diyarbakır, Antep ve Urfa’da yaygın olarak her yerde servis ediliyor. Menengiç Kahvesi’nin hammaddesi yabani antepfıstığı. Mutlaka tadına bakılmalı derim.


Hasan Paşa Hanı geçmişte konaklama için kullanılırken; günümüzde kahvaltı salonları, hediyelik eşya dükkanları, kitapçıları ve kafeleriyle oldukça hareketli, otantik bir havada  misafirlerini ağırlıyor. Özellikle zengin kahvaltı sofraları dillere destan… İkinci durağımız halk arasında “Dört Ayaklı Minare” olarak bilinen “Şeyh Mutahhar Cami”


Cami, Şeyh Mutahhar Türbesi’nin bulunduğu arsa üzerinde inşa edildiği için bu adı almış. Minaresindeki kitabede,  Akkoyunlu Sultanı Kasım Bey'in zamanında yapıldığı yazar. 4 yalın sütun ile başlıklar üzerinde oturan kare mimarisiyle Anadolu camileri içinde tek örnek oluşturuyor.


Yöre insanı minarenin altından 7 defa geçenlerin dileğinin gerçekleştiğine inanıyor. Biz de geleneği bozmadık, minarenin altından yedi kez geçtik elbette.


Amacımız turist gibi gezmek değil, bölge insanın arasına karışmak olduğundan ara sokaklarda kaybettik zamanı.  Esnafla sohbet ettik demli çaylar eşliğinde, fotoğraf çektik bol bol, Diyarbakır çarşılarını gezdik…


Diyarbakır’da olmanın en güzel tarafı, güne nefis bir kahvaltı sofrasıyla başlamak. Soluğu Hasan Paşa Hanı’nda Kahvaltıcı Mustafa’da aldık. Peynirler, reçeller, kaymak, bal, sahanda kavurmalı yumurta ve daha sayamadığım bir çok lezzet tabağı… İtiraf etmeliyim her şeyi yemek istiyor insan, fakat bizim yolumuz uzun, gezilecek görülecek daha çok yer var. 


İkinci gün ilk durağımız hanın karşısındaki Ulu Cami. Anadolu’nun en eski camilerinden biri olan Ulu Cami; minaresi, mihrabı, minberi, avlusu, şadırvanı, iki katlı revakları ve kabartmaları ile oldukça etkileyici.


Avlusunda bir süre oturup caminin mistik havasını soluduktan sonra  hemen yanı başındaki Cahit Sıtkı Tarancı Müze Evi ve Ahmed Arif Edebiyat Müze Kütüphanesi’ni ziyaret ettik. Cahit Sıtkı Tarancı Evi’nin bahçesini özel izinle gezdik fakat dizi çekimi nedeniyle odalara giremedik. Onun dilinden iyi dileklerimizi ve selamımızı yolladık üstada...

”Yaş otuz beş! yolun yarısı eder
Dante gibi ortasındayız ömrün
Delikanlı çağımızdaki cevher
Yalvarmak, yakarmak nafile bugün
Gözünün yaşına bakmadan gider.”

Diyarbakır'ın Hançepek semtindeki Yağcı Sokak 7 numaralı evde dünyaya gelen Ahmed Arif'i, kendisine has lirizmi ve hayal gücüyle yazdığı şiirleri de unutmak olmaz.
  

“Zemheri de uzadıkça uzadı
Seni baharmışsın gibi düşünüyorum
Seni Diyarbekir gibi düşünüyorum”


Renklerin, dinlerin, dillerin mozaği kadim bir kent Diyarbakır. Bir yanda camiler diğer yanda kiliseler iç içe. Müslümanı, Ermenisi, Hıristiyanı bir ağacın yaprakları gibi…

Mıgırdiç Margosyan “Gavur Mahallesi” kitabında 1930’lu yıllarda Diyarbakır’da "Gavur Mahallesi" olarak anılan Hançepek’de Ermenilerin, Süryanilerin, Keldanilerin, Türklerin, Muhacirlerin, Kürtlerin yıllarca -öteki- nedir bilmeden; neşeli, mutlu ve paylaşımcı insanlar olarak yaşadıklarını anlatır. "İnsan olma" temelinde kurulu basit yaşamların enstantanelerini hatırlatır.   


Margosyan’ın öyküleri belleğimizde, restorasyonu kısmen tamamlanan ve ibadete açılan Mar Petyun ve Surp Giragos Kiliseleri’ni gezdik.


Oradan Mardinkapı’ya yönelip, “Peynirciler Çarşısı”na girdik. Bu çarşının özelliği çeşit çeşit peynir, yoğurt, tereyağ ve bal satılması.


Bir cümbüş yerini anımsatan çarşıdan çıktıktan sonra Vali Hüsrev Paşa tarafından 1521-1527 yılları arasında yaptırılan, şimdilerde ”Kervansaray Otel” olarak işletilen “Deliler Hanı”na geçtik. 


Avlusundaki kahveye oturup, bir yandan kahvenizi içip bir yandan da o muhteşem yapıyı inceleyebileceğiniz etkili bir durak Deliler Hanı'ı... Bir sonraki Diyarbakır gezimizde burada konaklama kararı alarak, Keçiburcu’na doğru yol aldık.


Keçiburcu’nunda çay-kahve molası verebileceğiz bir çok işletme var. Surların üzerine çıkıp, güzelim Dicle’yi ve önümüzde uzanan geniş yaylayı, On Gözlü Köprü’yü izledik bir süre...


 Kapılar ve surlar diyarı Diyarbakır Kalesi'nin Urfakapı, Dağ (Harput) Kapı, Mardin ve Dicle Kapı olmak üzere 4 kapısı ve  82 burcu var. Çin Seddi’nden sonra dünyanın en uzun surları burada.


Bu görsel şölene ara verip Meryem Ana Kilisesi’ne gitmek üzere surlara veda edip, Balıkçılarbaş’ına yürüdük. Kısa yoldan ulaşmak için labirent gibi sokaklara saptığımızda, bir hemşehrim işini, gücünü bırakıp bizi Meryem Ana Kilisesi’ne ulaştırdı.


Ancak ziyaret saati olmadığı için kapıda kaldık. “Ne yapalım” diye düşünürken, Diyarbakırlı can dostlar yetişti imdadımıza yine… “Dengbej Evi”ne gidebilirsiniz dediler. Seyahat, sürprizlerle dolu bir serüvenin ta kendisi!

Nedir bu Denbej Evi derseniz ? Bu bir geleneğin yaşatıldığı yer derim. Dengbejlik Geleneği! Mezopotomya'nın sözlü kültür taşıyıcılarının, hikaye anlatıcılarının sese sözleriyle hayat, biçim, renk ve anlam verdikleri çok orijinal bir kültürel değer. Duyguların müzikle hayat bulduğu bu evin avlusunda susup dinlemek gerek sadece… Enstrümansız olarak yüzlerce yıldır sesle yarattıkları bu eserlere “kilam ve stran” deniyor.

Biz yine Amed’in dar ve karanlık sokakları, kara gözlü çocukları, rengarenk elbiseli kadınlarının arasından geçip, çocukluğumda önünde soğuk su sattığım Yeni Kapı’ya kadar yürüyoruz. Yol boyu sur diplerine yapılan park ve yeşil alanları hayranlıkla izliyoruz. Ne güzel olmuş.


Sur içinde hummalı bir çalışma yürütülüyor. Çalışmalar bitince çok önemli bir alan oluşacak.


Burada neler mi var? Ünlü “Diyarbakır Ceza ve Tevkif Evi”, “Kara Papaz (Saint Georgi) Kilisesi” ve diğer sivil mimarlık örnekleri…


 Cezaevinin içinde bir süre sessizliği dinlerken, kulağıma fısıldanan öyküler içimi burkuyor.


 Biraz nefes alma ihtiyacıyla sur içini ve ovayı seyre dalıp, huzura kavuşuyor ruhum. Batan güneşin kızıllığında bir günü daha bitiriyoruz evimde, Dicle’de, Diyarbakır’da, Diyarbekir’de yahut Amed’de…


İnsan köklerini özlüyor bazen veya her an, fakat çok az zaman kalıyor yaşam telaşından özlemlerini gidermeye…
“Memleket isterim
Ne başta dert ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.”

Yine geleceğim; aç kapılarını, bekle beni Dicle!


YAZI VE FOTOĞRAFLAR: İHSAN ALBOĞA

20 yorum:

  1. Yazdın mı böyle yazmalı, gezdin mi böyle gezmeli..Arka sokaklarında kaybolmalı, esnaf lokantalarında yemeli, çaylı kahveli sohbetlere konuk olmalı. İçine sindire sindire, zamana ve mekana dahil olup yaşamalı bulunduğun yöreyi.. Elinize dilinize sağlık. Sağlık ve mutlulukla sevgiler.
    Baturhan ATABEY

    YanıtlaSil
  2. Diyarbakır'ı ne güzelde anlatmışsınız.Yeniden gezip görmüş gibi oldum,elinize sağlık.
    Sıdıka Songür

    YanıtlaSil
  3. Sevgili arkadaşım,
    Bu icten sıcacık metin için çok teşekkurler, iyi ki varsın. iyi ki seni tanıdım.. Mujga n

    YanıtlaSil
  4. Diyarbakır'ı görmeyi yıllardır istiyorduk fakat bölgedeki güvenlik sorunları nedeniyle ertelemeyi tercih etmiştik. Kafamızda Diyarbakır hep olumsuz bir imajla yeretmiş maalesef :( Siz sıcak anlatımlı yazınız ve güzel fotoğraflarınızla bu imajı sildiniz. Gap turunuza kaydımızı yaptırdık. Beklesin Diyarbakır, biz geliyoruz.
    Saygılar.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Güzel anılarla dönmenizi dilerim.
      Selam ve saygılarımla
      İhsan Alboğa

      Sil
  5. Eşimle yapacağımız Diyarbakır gezimiz için nette bilgi toplrken rastladım yazınıza. Verdiğiniz bilgiler çok işime yaradı. Kahvaltıcı Mustafa'ya mutlaka gideceğiz. Şimdiden çok heyecanlıyız. Leylegin güncesi harika bir seyahat blogu. Tüm gezginlerin bilgi toplayabileceği bir kaynak. Tempo Turizm'i ve yaptığı gezileri de bu sayede öğrenmiş oldum. Dilerim uzun ömürlü olur. Takipteyim.
    BİROL

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. teşekkürler, mutlu bir Diyarbakır gezisi yapmanızı dilerim.
      Selam ve saygılarımla
      İhsan Alboğa

      Sil
  6. Ben de doğup büyüdüğü topraklardan kopmak zorunda kalmış bir Diyarbakırlıyım. Gözyaşları içinde okudum yazınızı. Ne güzel anlatmışsınız memleketimizi. Çok teşekkür ederim. En kısa zamanda ben de bir memleket ziyareti yapacağım.
    Sevgiyle kalın.
    ESİN.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. İyi günler,
      Umarım en kısa zamanda özleminizi giderirsiniz.
      Selam ve saygılarımla
      İhsan Alboğa

      Sil
  7. İhsan abi merhaba;

    Güzel bir dille kaleme alınmış harika resimler ile desteklenmiş bu güzel çalışmayı Bizler ile paylaştığınız için teşekkür etmek isterim.

    Geçmiş zamanda Dağ kapı meydanı ve Gazi caddesi projelerini yapmak için diyarbarkır'a gitmiştim. Şimdi görüyorum ki Benim projelerini çizğigim Dağ Kapı Meydan'ından geçip Gazi caddesinde yürümüşsünüz.

    Sayenizde yeniden gezmiş oldum... Ayaklarınıza sağlık :) Gezmeye ve böylesi güzel yazılar yazmaya devam..

    Selamlar Sevgiler.

    Derya DUMAN | PEYZAJ MİMARI | DOĞA REHBERİ

    YanıtlaSil
  8. Sevgili Derya,çok teşekkür ederim. Diyarbakır'ın peyzajına katkıların için de seni kutluyorum. Sağ ol...

    YanıtlaSil
  9. Gerilerde bıraktığınız sevgileriniz, sevinçleriniz, özlemleriniz, dostluklarınız ve en önemlisi kısa pantolonla orada bıraktığınız çocukluğunuz... Kalemle değil, gönülle ve ancak bu kadar anlatılabilir sanırım. Önümüzden koşarak herşeyi ama herşeyi anlatmaya çalışan bir çocuk telaşınıza da yetişkin ürkekliğinizi satır aralarına gizleyen duygularınıza da binlerce teşekkürler...

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Çok teşekkürler, duygulandım. Sağ olun...

      Sil
  10. Ne güzel anlatmışsın canım komşum. Eline, gözüne, yüreğine sağlık

    YanıtlaSil
  11. Sevgili komşum, Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil
  12. ihsan abicim mükemmel olmuş..eline sağlık..öyle bir yazmışsın ki insanın oralarda olası geliyor..umarım birliktede gezeriz güzel memleketini..

    YanıtlaSil