10 Ocak 2022 Pazartesi

Ankara’nın Yakın Çevresinde Bir Gezi

Tempo Tur birkaç yıl önce Çerkeş, Kurşunlu, Ilgaz ilçelerini kapsayan bir gece konaklamalı bir program düzenlemiş; ne var ki talep olmadığı için bu gezi yapılamamıştı. Bu geziyi oğlumla birlikte konaklama olmaksızın bir günde tamamladık. Yol boyunca aldığım bazı notları aktarmaya çalışacağım.
Yol Boyu
Sabah çok da erken sayılmayacak bir saatte yola koyulduk. Eski İstanbul yolunu takip ederek Susuz ve Saray’ı geçtik. Buradan sonra isterseniz Kurtboğazı Barajı’na uğrayıp biraz dinlenebilirsiniz.
Kahraman Kazan’ı geçtikten sonra Kızılcahamam’a doğru devam ettik. Kızılcahamam kavşağında bizi bir sürpriz bekliyordu. İlçe merkezine iden yolu gösteren kavşağa koskoca bir “maket” konmuş ve Kızılcahamam’ın “bazlama diyarı” olduğu ilan edilmişti!


Kızılcahamam’ı geçtikten sonra, pek de temiz olmayan bir seyir terasından Eğrekkaya barajını seyretme imkanı bulunmakta. Ardından Kızılcahaman jeopark alanında yer alan Güvem bazalt kayalarının bulunduğu bir boğazdan geçilmekte. Birkaç fotoğraf için burada kısa bir mola verebilirsiniz. Çerkeş’e doğru devam ederken pideleri, peyniri, tereyağı, ayranı, ekmeği ile ünlü Beşkonak beldesinde çay içmek için yine kısa bir süre durabilirsiniz.

Yol boyunca, doğa gerçekten son derece güzel. Bazı köylerde, gerçi artık harap vaziyette de olsa birkaç yerel mimari örneği sayılabilecek yapılar bulunmakta. Bölgenin ekonomisinin tarım ve hayvancılığa bağlı olduğu kolayca anlaşılmakta.

Ve Çerkeş
Çerkeş, dokuz-on bin nüfuslu, Çankırı’ya bağlı bir ilçe. Geçmişi oldukça eskilere dayanmakta; temelleri, 2000 yıl kadar önce Romalılar tarafından yakınlarda bulunan bir köyde Antonipolis adıyla atılmış. Revan ve Tebriz seferlerine çıkan IV. Murat, ulaşım açısından Çerkeş’in önemli bir merkez olduğunu görüp, burada cami, han ve hamam yapılmasını sağlamış. 1890’lı yıllarda yöreyi ziyaret eden Düyun-u Umumiye görevlisi Vital Cuinet, La Turquie d’Asie adlı dev eserinde, Çerkeş’in nüfusunun dört bin civarında olduğunu, ilçede yüz kadar Rum Ortodoks ve 40 kadar Gregoryen Ermeni bulunduğunu kaydeder. Yine Cuinet’in verdiği bilgilere göre, Çerkeş, yemyeşil bir vadide kurulmuş olup tütün, buğday, arpa ve mısır yetiştirilmektedir. Çevrede bağlar ve meyve bahçeleri de bulunmaktadır. Aynı tarihte Çerkeş’te belediye binası, silah deposu, 50 öğrencili iki medrese, 80 öğrencili bir ortaokul ile 60 öğrencili 6 ilkokul, 3 tekke, 7 türbe, 198 dükkanın bulunduğu büyük bir çarşı, 5 han, 3 haman ve 635 ev mevcuttur.

Çerkeş’te Görülmesi Gerekenler
Bunlardan ilki, şehrin Ankara yönünden girişinde bulunan yaklaşık olarak 500 yıllık bir köprü. Halk arasında “Taş Köprü” ya da “Kemer Köprü” olarak bilinmekte. Ulusu çayı üzerindeki köprünün Kanuni zamanında yapıldığı, IV. Murat döneminde de tamir edildiği tahmin edilmekte. Köprü, son olarak 1883’te onarılmış. Üç gözlü olan bu eser, yeni yapılan köprünün gölgesinde kalmış vaziyette.

İlçede gerçekten güzel sivil mimari yapı örnekleri de bulunmakta. Evlerin müslümanlara mı, yoksa gayrimüslimlere mi ait olduğu bir çırpıda anlaşılmakta. Ancak, bu evlerin neredeyse tamamı kaderlerine terkedilmiş durumda. Çoğunun üzerinde “tarihi eser olarak tescillenmiştir; yıkılma tehlikesi mevcuttur” türünden levhalar bulunmakta. Bunun belki bir istisnaı var; o da Fişek Ali Konağı. Kitabelerinden anlaşıldığı kadarı ile Temmuz 1908’de inşa edilmiş olan iki katlı konakta bir zamanlar mareşal Fevzi Çakmak ve İsmet İnönü de misafir edilmiş. Konak, 10-15 yıl kadar önce restore edilmiş ve lokanta olarak kullanılması için kiralanmış. Ancak, bir süre sonra lokantada içki satışı başlayınca kızılca kıyamet kopmuş. Ve sonuçta, bekleneceği gibi, lokantanın önce içki ruhsatı, sonra da kira sözleşmesi iptal edilmiş. Özellikle ikinci katındaki ahşap tavan işçiliği ile dikkati çeken konak halen Çerkeş’i ziyaret eden üst düzey yetkililerin ağırlanması için kullanılmakta. Neyse ki, görevliler konağı gezmeye izin veriyor.





Şehir merkezinde görülmesi gereken son eser IV. Murat döneminde inşa edilen hamam. Kadın ve erkekler için ayrı bölümleri bulunan moloz taştan inşa edilmiş olan hamam, 1944 depreminde bazı bölümleri yıkılınca terkedilmiş; ayakta kalan kısımları bazı esnaf tarafından işgal edilmiş. Yapı, halen tam anlamı ile metruk vaziyette. Gerçi, belediye, işgal edilen kısımları boşaltmış, çevreyi biraz olsun düzeltmiş ama yine de yapılması gereken çok iş var! . 

Çerkeş’i geride bırakırken İstanbul-Samsun oto-yoluna çıkıyoruz. Güzel, rahat bir yol. Atkaracalar
Yol üzerindeki ilk önemli yerleşim yeri Atkaracalar ilçesi. Doğrusunu söylemek gerekirse 1988’de ilçe olan 2.500-3.000 nüfuslu Atkaracalar’da görecek bir şey yok; tek ilgi çekici yanı Edip Cansever’in ana-babasının memleketi olması!
Ilıpınar
Evet, Atkaracalar’da görecek birşeyler yok ama, yakındaki Ilıpınar köyü, ilginç bir “zenginliğe” sahip. 350 nüfuslu Ilıpınar’da, iki bölümden oluşan ve bilemedin 150-200 m2. büyüklüğünde bir havuz ve bu havuzda “kutsal” kabul edilen balıklar bulunmakta. Havuzdaki balıklar, ilk bakışta Urfa’daki Halil-ül Rahman gölündeki ya da Balıklı Göl’deki balıklara benzemekte. Yöre halkı, bu balıkları “asker balık” olarak adlandırıyor. Bu adlandırma o kadar kabul görmüş ki, “kahverengi tabela” ile resmiyet bile kazanmış!

Peki bu “asker balıklar” efsanesi ne? Hikâye bu ya, havuzda bulunan balıkların sayısı Çanakkale ve Kurtuluş Savaşı yıllarında azalmış. Çünkü, balıklar vatan müdafaası için verilen mücadeleye gitmiş! Savaş bitince havuzdaki balıkların sayısı artmış; ama bazıları yaralıymış, çünkü o balıklar inanışa göre “gazi” mertebesine erişmiş!  Tabii, hikâye hikâyeyi doğuruyor. Bu balıkları avlayan bir kişinin ertesi gün öldüğü anlatılıyor. Yine balıkları tutan birisinin balıkları tavada kızartırken bir anda balıkların yok olduğunu gözlemlediği ileri sürülüyor. Bir başka kişinin, balıkları evinin bahçesindeki havuza taşıdığı, ama gördüğü kabuslar üzerine o balıkları yeniden eski yerlerine bıraktığı epeyi süslenerek aktarılıyor. Ama, işin doğrusunu yazalım: Bir süre öncesine kadar etrafı açık olan havuzlara iki su samuru dadanmış, tutabildiklerini yemiş, bir kısmını da yakaladıkları halde ellerinden kaçırmış; ama balıkların gövdelerinde doğal olarak bazı yaralar oluşmuş. İşte “efsaneler” ve gerçekler!

Kurşunlu
Ilıpınar’ı gördükten sonra ver elini Kurşunlu. Burası, 5.000 civarında nüfusu olan, 1944’te ilçe haline gelmiş, sadece bir cadde etrafında kurulmuş küçük bir yer. Cumhuriyet’in kuruluşunun 10. yıldönümü nedeniyle, ilçenin yaslandığı tepelerin birine dikilmiş anıt görülmesi gereken tek eser.

Ve Artık Dönüş
Kurşunlu’yu da gezdikten sonra dönüşe başladık. Uzaktan da olsa gördüğümüz Ilgaz’ı geçtikten sonra yolumuza Kastamonu-İnebolu arasındaki “İstiklal Yolu”na paralel olarak devam ettik. Önce Korgun’a ulaştık, sonraki durağımız ise Çankırı oldu. Vaktiniz olursa hiç değilse yeni açılan Müze’yi gezmenizi öneririm.
Bir başka rotada birlikte olmak dileğiyle…
M.Bülent Varlık
mbvarlik@gmail.com

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder