Bayburt, tarihi İpek Yolu üzerinde Çoruh nehri kıyılarında kurulmuş küçük bir kent.
Kentin ne zaman kurulduğuna dair kesin bilgiler yok. Bazı kaynaklarda Bizans döneminde kentin adının “Paypert” olduğu kaydedilmekte. Ermenice kökenli bu isim zamanla “Bayburt”a dönüşmüş. Vital Cuinet, kentin nüfusunun 1890’larda 58 bini biraz aştığını, bunun 10.500 kadarının Ermeni, 500 kadarının da Rum Ortodoks olduğunu belirtir. Yine Cuinet’e göre o tarihlerde Bayburt’ta 118 okul, 15 çeşme, 137 değirmen, 3 bezirhane, 1 tabakhane, 2 sabun imalatçısı ve 1 mumhane mevcutmuş.
Kentin merkezinde birçok Anadolu kentinde olduğu gibi bir saat kulesi yer almakta. 21 metre yüksekliğindeki saat kulesinin yapılmasına 30 Ekim 1923’te, yani Cumhuriyet’in ilanından bir gün sonra karar verilmiş ve inşaat tam bir yıl sonra da tamamlanmış.
Saat kulesinin bulunduğu meydana açılan bir sokakta bedesten bulunmakta. Halkın Taşhan olarak adlandırdığı yapının çevresi mahalli ticaretin kalbinin attığı bir yer. Yine yakınlarda Kırk Çeşmeler’i görmek mümkün. Gerçekten de 40 tane çeşmenin olduğu yapının ne zaman yapıldığı bilinmiyor. Biraz daha ileride de Selçuklular zamanında inşa edilmiş Ulu Cami bulunmakta; ama 1967’de tümüyle elden geçirilmiş! Ancak, bir kısmı çiniler ile bezenmiş olan minare özgün niteliğini korumakta.
Şehre hâkim bir tepede bulunan kaleye gitmeden önce Şehit Osman türbelerini ziyaret edebilirsiniz. Türbeler, Saltukoğulları’ndan Mengüç Gazi’nin kardeşi Osman ve kız kardeşine ait. Taş işçiliğinin güzel örneklerden olan türbelerin haziresindeki mezar taşları da oldukça dikkat çekici.
Bayburt’a tepeden bakan kalenin iki bin yıl önce inşa edildiği tahmin edilmekte. Dış surları yakın zamanlarda tamir edilmiş, ama kalenin içinde ciddi bir kazı çalışmasının yapılması gerekmekte. Kalenin içinde çok büyük sarnıçlar dikkati çekmekte. Bir zamanlar surların üzerinde mor, mavi ve yeşil renkli çiniler varmış. Güneş vurduğu zaman bu çinilerin oluşturduğu renk cümbüşü nedeniyle kaleye “çinimaçin” de denirmiş, ama günümüzde bu çinilerden çok azı görülebilmekte!
Bayburt’a gelmişken şehir merkezinde bulunan tarihi bedestendeki dükkanlardan elle dokunan ehram ve ehram kumaşından yapılan çanta, cüzdan, yelek, şal ve kravat gibi hediyelik eşyalar alınabilir. Arastada bakır işçiliğinin güzel örnekleri ile de karşılaşmak mümkün.
Bir de vaktiniz olursa Bayburt dönerinin tadına bakmanızı da öneririm!
Ve Baksı
Eski adı “Baksı” olan Bayraktar köyünde doğan Prof. Hüsamettin Koçan, doğduğu yöreye katkısının olmasını ister ve harekete geçer. 2000 yılında çalışmalara başlar ve bir vakıf kurar. Yola çıkış amacını, tesadüfen de olsa tanışma imkânı bulduğumuz Koçan’ın kaleminden izleyelim:
“Baksı Müzesi fikri, sosyal erozyon nedeniyle bölgede yaşanan kültürel değerlerin kaybı, yabancılaşma gibi nedenler göz önünde bulundurularak, o bölgeye ve bölge insanına mutlaka bir destek üretme fikrinden doğdu. Yoğun göç nedeniyle parçalanmış bir kültürel ortama yeniden hayat verebilmeyi ve kültürel belleğin sürdürülebilirliğine katkıda bulunmayı amaçladık. Amaçlarımızdan biri de sanatı periferiye taşımaktı. Son yıllarda iletişim olanakları çeşitlenerek arttı, tüm mesafeler kısaldı, sınırlar eridi, ancak buna rağmen çağdaş sanat hâlâ sadece merkezlerde yer alıyor, periferideki insanlar çağın söylemleriyle buluşamıyor. Baksı ile bu sorunlara yanıt üretmeyi hedefledik.
Baksı pek çok yönüyle öteki müzelerden farklı… Öncelikle bulunduğu konum nedeniyle farklı… Baksı sadece seyirlik bir müze değil, aynı zamanda insanların ürettikleri, paylaştıkları kültürel ve ekonomik sorunlarını çözebildikleri bir müze. Üretim atölyelerimiz var. Sanat ve zanaat ayrımını bir kenara bırakıp insanoğlunun yaratma eylemi için ortak bir zemin oluşturuyoruz. O nedenle geleneksel olanla güncel olan bu müzede aynı platformda buluşabiliyor.
Baksı Müzesi, ilk inşa edilmeye başlandığında, projeye ilk inanan ve destek verenler sanatçılar oldu. Sonra yöre çocukları ilk kazma seslerini sevinçle karşıladılar, hemen arkasından kadınlar, Baksı’yı bir ideal olarak benimsediler. İlk yıllarda Baksı’ya çeşitli nedenlerle gelen konukların ağırlanmasında, altyapı yetersizliğine rağmen hiç sıkıntı çekilmedi. Çünkü aileler kapılarını açtılar. Konuklar çocuklar tarafından karşılandı, yemekleri kadınlar pişirdi, erkekler servis etti.
Tüm bunları Baksı Müzesi’nin gerçek sahibi olan çocuklar için, onlarla birlikte gerçekleştireceğiz”.
Müze, daha açılışından 10 yıl bile geçmeden Avrupa Birliği Müzecilik Ödülü’nü alır. Hüsamettin Koçan, “beklediğimizden hızlı yol aldık, dikkatli olmamız gerekir” demekte.
Müze, 1.500 metrekareye yayılan bir ana yapıya sahip. Bu ana yapı içindeki sergileme salonunda iki yılda bir belirli bir “konsept” çerçevesinde sergiler düzenlenmekte. Aynı yapı içinde konferans salonu ve 10.000’e yakın eseri içeren bir kütüphane bulunmakta. Bir başka yapıda çeşitli sanatçılar tarafından bağışlanan eserler sergilenmekte. Bu serginin bulunduğu bölümde “halk resimleri”ni, etnografik eserleri görmek de mümkün. Baksı müzesinde çeşitli sanatçıların eserlerinin, kitapların ve başta ehram olmak üzere etnografik eserlerin satıldığı bir küçük “dükkân” da yer almakta. Müzenin yapısı içinde konuklar için konaklama imkanının olduğunu da belirtmek gerekir.
Bir başka rotada birlikte olmak dileğiyle…
M. Bülent Varlık
mbvarlik@gmail.com

