22 Mart 2016 Salı

TEMPO TUR İLE BUDAPEŞTE TURU

Macaristan’ın başkenti Budapeşte’yi, televizyonda bir gezi programında seyretmiştim. Büyülenmiştim adeta. O gün karar vermiştim, mutlaka gidip görecektim. Önce gezi için bir tur bulmam gerekiyordu. Öyle bir tur bulmalıydım ki, başka bir ülkede de, kendi ülkemdeymiş gibi rahat etmeliydim. Hiç kimse yoğurdum ekşi demez elbette. O yüzden biraz araştırma yapmak istedim. Tempo turun adını duydum. Gidip görüşmekte fayda var diye düşündüm. Çünkü tur programında yazılanların tamamını orada görmek ve yaşamak istiyordum. Çünkü yurt dışına gitmiş insanlardan hayal kırıklığıyla ilgili o kadar çok hikâye duymuştum ki, gerçekten tedirgin olmuştum. Tempo Tur’un Ankara çıkışlı bir tur olması tercihimin en başına yerleşmesine neden oldu. Çünkü seyahate giderken rahatlık benim için çok önemli. Tempo Tur’un da bana bu rahatlığı sağlayacağını hissettim. Ankara çıkışlı olması benim için çok büyük bir avantajdı. Ankara’da yaşayan birisi için İstanbul’a gidip oradan bu geziye katılmak hem daha masraflı hem de vakit açısından oldukça zordu. Tura katılmak için görüşmeye gittiğimde, sıcakkanlı karşılamada benim kararımı kolaylaştırdı. Oradaki arkadaşın güven veren konuşması rahatlamamı sağladı. Sonuçta başka bir ülkeye gidecektim. Vazgeçtim haydi yarın döneyim deme şansımda yoktu. Ülke içinde bir yer olsa belki bunu yaparsın, tüm gemileri yakar çeker gelirsin de başka bir ülkede bunu yapmak çok zordu. Tempo Tur’un hoşuma giden uygulamalarından birisi de, geziye gitmeden iki üç gün önce katılımcıları topluyor ve onlarla bir toplantı yapıyordu. Orada yapılacaklar, ne tür giysiler alınacak, oradaki hava durumu hakkında bilgiler veriliyordu. Yaz olmasına rağmen Avrupa’da ki yağışlı hava göz önüne alınarak yağmurluğunuzu mutlaka alın denildi. Bu benim için iyi bir hatırlatma oldu. Avrupa’nın yazın bile yağmurlu olduğunu biliyordum. Ama bu detayı atlayabilirdim belki. Bu hatırlatma tedbirli olmam gerektiğini gösterdi. Hoşuma giden şeylerden birisi de buydu. Bu da beni mest etti doğrusu. İçimdeki kaygıları çok aza indirdi.


Tereddütsüz tura katılma kararıyla kaydımı yaptırdım. Elbette sabırsızlıkla gideceğim günü bekliyordum. Vakit geçmek bilmez ya, hakikaten geçmek bilmiyordu. Turun ofisinin önünde buluşacaktık. Oturduğum yer itibariyle bu da benim için çok kolay oldu. 20 Temmuz 2008 tarihinde sabah turun ofisinin önünde bizi bekleyen otobüse gittim. Oradan hava alanına transfer olacaktık. Heyecan içindeydim. Aynı grup otobüsün içindeydik ama kimse kimseyi tanımıyordu elbette. Küçük gülümsemelerle birbirimizi selamlamıştık sadece. İlerleyen saatlerde kalıcı dostlukların olacağını kim bilebilirdi ki? Gerçekten çok ama çok güzel dostluklarla ayrıldım oradan.


Rehberimiz Kansav Arslan güler yüzlü, sıcak yaklaşımıyla karşıladı bizi. Onu görünce içim rahatladı. Neredeyse bütün tereddütlerim bitti diyebilirim. Uçakla İstanbul’a gittik. Heyecanım daha da arttı. Bambaşka bir ülkeye, bambaşka bir kültüre, bambaşka insanlara merhaba diyecektim. Kendi dilim dışında başka bir dil konuşulan bir ülkede, insanların mutluluklarını, sevinçlerini, heyecanlarını, belki de aşklarını kendi dillerinde söylemelerine tanık olacaktım. Söyler misiniz nasıl heyecanlanmayacaktım? Bu mümkün değildi. Duygularımı anlatmak o kadar zordu ki, ancak bunu yaşamak gerekir diye düşünüyorum.
İstanbul’dan uçakla Budapeşte hava limanına indiğimizde başka bir dünyanın kapısını aralamış gibi hissettim. Başka düşler görecek gibiydim sanki bu ülkede. Ve güzel bir şehir turu yaptık. Yaz mevsimi olmasına rağmen ilk gün biraz yağmur yağdı. Bu Avrupa’da sık görülen doğal bir durumdu. Tur tarafından hatırlatılan yağmurluğum gezimi rahat bir şekilde tamamlamamı sağlamıştı. Beni en çok etkileyen şey orada Gül Baba türbesinin olmasıydı. Çok etkilenmiştim. Başka bir ülkede, böyle bir türbeyle karşılaşmak şaşırtıcıydı. Bir o kadar da güzel. Kemal Atatürk Caddesi beni daha da şaşırtmıştı. Başka bir ülkede Ulu Önderimizin adını bir caddeye vermişlerdi. Şaşırmam çok doğaldı doğrusu. Çok da duygulanmıştım. 
Elimdeki tur kağıdında yazılan her yere götürecekler mi diye tek tek işaret koyuyordum. Tek bir yeri atlamadan devam ediyorduk. Çok mutluydum çok.
Ben gittiğim her yeri fotoğraflamayı çok seven birisiyim. Ve orada bol bol fotoğraf çektim. Daha sonra bu gördüğüm yerleri anımsamak ve hafızamı tazelemek istiyordum. Bunu iyi ki yapmışım şimdi çektiğim bu fotoğraflara tek tek bakıyor ve yeniden orada olmayı çok istiyorum. Tadı damağımda kaldı denir ya, gerçekten bu gezinin tadı damağımda kaldı.
Köprüler beni çok etkilemişti. Arka arkaya birçok köprü. Buda ve Peşte kısmını birbirine bağlıyordu. Buda eski taraf, Peşte ise yeni kısımdı. Elizabeth Köprüsü, Zincirli Köprü beni büyülemişti. Sen Nehri’nde yapılan tekne turu gerçekten anlatılmaz ve yaşanır. Geçerken Parlamento Binası’nın ihtişamlı görüntüsü beni benden aldı. Budapeşte’de mimariye hayran kaldım. Keşke daha çok zamanım olsa her yapının önünde saatlerce vakit geçirebilsem diye düşündüm. Ama bu eşsiz güzelliği görebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyordum.
Kahramanlar meydanından hiç ayrılmak istemedim doğrusu. Ne kadar etkilendim anlatamam. Çok güzel ve görülmesi gereken yerlerden bir tanesi de orasıydı. Gellert Tepesi’nden Budapeşte’yi seyretmek çok güzeldi. Saatlerce bakabilirdim gözümü kırpmadan. 



Vaci Caddesinde alışveriş yaptım. Saatlerce dolaştım. Ve bir kafede turumuzdaki grupla, oturup kahve içtik. O kadar gezmiştik ama hiç kendimi yorgun hissetmiyordum. İnsan mutlu olduğu zamanlarda galiba kendini çok dinç hissediyordu. Olumsuz duygular siz mutsuz olduğunuzda size yapışıp kalıyordu. Orada olumsuz hiçbir duygu hissetmediğim için hep mutluydum.
Ve sanatçı kasabası olarak bilinen Szentendre’yi görmek beni çok heyecanlandırmıştı. Her sokağını tek tek gezdim ve her dükkâna tek tek girdim. Oradan sevdiğim herkese küçük hediyeler aldım. Hele dükkânları gezerken bir Türk’le karşılaşmak beni duygulandırdı. Dükkânında Türk çayı demlemişti. Onu sıcak sıcak içmek anlatılmaz bir duyguydu. Bazı alışkanlıklar kaybedilmiyordu galiba. Sıcak çayı yudumlamak çok keyif vermişti bana. Kokusunu bile özlemiştim doğrusu. Kendimce küçük küçük şarkılar söylüyordum. Elbette mutluluk şarkıları.
Ortaçağ restoranında toprak kaplarda yemek başlı başına ilginç bir deneyimdi benim için. O kadar güzel görünüyordu ki her şey. İlk defa böyle toprak kaplarda yemek yiyordum. O dönemin kostümlerini deneyip fotoğraflar çektirdik. En büyük zenginliğim bu fotoğraflar olsa diye düşünüyorum. 



Estergon Kalesi ve Katedrali gördüğüm en güzel eserlerdi. Orada durup etrafı seyretmek çok güzeldi doğrusu.
Ben yurt dışına gitmek isteyenlere mutlaka güvenilir bir turla gitmelerini tavsiye ederim. Tempo Tur benim güvenimi boşa çıkarmadı. Söz verdiği her yeri gösterdi. Nerelerde kalacağım, nasıl otellerde konaklayacağım diye düşünüyordum. Konforlu otellerde kaldım. Çok rahat güvenilir otellerdi doğrusu. Konaklama da çok önemli bence. Çünkü bütün gün yürüyorsun, geziyorsun, yoruluyorsun. Otele gelince dinlenmek ve rahat bir uyku istiyorsun. Tempo tur bana bunu sağladı. Gün boyu yaşadığım keyifli yorgunluğun ardından derin bir uyku yaşıyordum. Ve kahvaltı günün önemli öğünü derler. İyi bir kahvaltıyla güne başlıyorduk. Bu konuda da özen gösterilmişti.
En önemlisi benim için çok düzgün arkadaşlıklar edindim. Tempo Tura katılan misafirler gerçekten düzgün ve saygılı kişiler. Bence bu turu seçici yapan en önemli özelliklerden birisi de bu. Kaliteli insanlarla geziyorsunuz. Çünkü bir tane olumsuz, saygısız bir insan bütün geziyi sizin burnunuzdan getirebilir. Buna izin vermiyorlar. Ve herkes buna dikkat ediyor. 
Yurt dışını gezmek isteyenler, hiç düşünmeden hayallerinin perdesini aralamalı. En azından hangi turla gideyim diye düşünmelerine gerek yok. Bizim gibi görüp yaşamış insanların anlattıklarını da dikkate alıp gönül rahatlığıyla Tempo Tur’u tercih edebilirler. Ben eminim ki Tempo Tur çalışanları her geziyi değerlendirip bir sonra ki geziyi en iyi şekilde sunmak için daha çok gayret sarf ediyorlar.
Yeniden gidip görme şansım olsun istiyorum dünyanın her yerini. Yeni insanları, yeni kültürleri, yeni yerleri. İmkânım oldukça bunu yerine getireceğim. Herkesin bir hobisi olur benim hobimde yeni yerler görüp yeni insanlar tanımak. Bakarsınız yarın bir gezide karşılaşırız kim bilir? Saygıyla…
                                                                                   Tempo Tur ile Budapeşte, Viyana, Prag Turu 
                                                                                                                      20 – 27 Temmuz 2008

Yazı ve Fotoğraflar
Onur SANCAK
Eğitimci- Yazar ve Yaşam Koçu

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder