#doğuanadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
#doğuanadolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Mayıs 2020 Salı

Tunceli

Pülümürün bir dağ köyünde gördüm onu
Yaşını sordum bir giz gibi güldü
Kimi seksen dedi köylülerden kimi yüz
Yüzüne baktım bir giz gibi güldü

Tunceli’den bahsedeceksek eğer Bülent Ecevit’in bir dörtlüğüyle başlayalım bu etkileyici ve doyulmaz diyara. Evet çok etkileyici bir coğrafya. Giderseniz eğer şaşırmaya ve hayran kalmaya hazır olun. Bölgenin etkileyiciliği adeta Fırat Nehrinden (Karasu) geçince başlamakta. Dar bir vadiden tırmanışa başlıyorsunuz, tırmandıkça bölge size kendini tanıtmaya başlıyor, ama kibar, naif, gururlu, ve çok sevgi dolu bir şekilde. Her şey bir şiir tadında. Şiir demişken; genelde bu gezimizde ilk durağımız Cemal Süreya’nın memleketi Pülümür oluyor. Sanırım şiir ve şiirsellik bölgenin doğasında var. Bazı yerlerde sulara bakıp bakıp, uzun hayallere ve yaşanmışlıklara dalıyoruz, bazen de etrafımızda yükselen heybetli dağların etkisiyle kendimize geliyoruz. Bir tarafımız, bizi kendine doğru çeken Munzur Dağı, bir tarafımız Düzgün Baba dağı, bir tarafımız Kırklar Dağı ve daha nicesi. Hepsinin oturup dinlemeniz gereken bir hikayesi, bir türküsü var. Anlatmakla bitmez buraların hikayesi, Kutu deresini mi anlatırsın, mercan deresini mi, yoksa Peri çayını mı ? Peki ya efsanevi Munzur suyu ?



Bölge sizi sevgi dolu karşılıyor her zaman. Ve insanları da coğrafyası kadar etkileyebiliyor. Eğitim oranın en yüksek olduğu yerlerin başında geliyor genelde. Ve aynı zamanda suç oranının en düşük olduğu yerlerden biri.

 Anadolu, inanç çeşitliliği, ve inançların doğurduğu kültürler açısından çok zengin bir yerdir ve Tunceli bu zenginliğin ilk sıralarında yer alıyor sanırım. Alevi inancının ve bu inançla yoğrulmuş kültürün en yoğun yaşandığı yerlerden bir tanesidir. Kadın faktörünün inançtan doğan sebeplerden ötürü çok önemli olması çok çok memnun edici. Bu kültür ve felsefe sizi çok derinden etkileyecek. Bölgedeki ziyaretler, çoğumuzun hayatında pek karşılaşmayacağımız ritüellere tanıklık etmemize vesile oluyor. Mumlar yakılır, aydınlığa götürecek ışıktır o, ve yaradana dua edildir, lokmalar dağıtılır, hep beraber yenilir, içilir, cinsiyetlerin, mevkilerin, paranın kapı önünde bırakıldığı, herkesin yaradanın verdiği can ile girdiği ve birbirine Can diye hitap ettiği yerlerdir. Munzur Baba'nın, Düzgün Baba'nın, Cemal Derviş’in huzuruna çıkılıp dua edilen yerlerdir.





Bozulmamış, el değmemiş doğası hayran olunası, ve bu güzelliklerin korunmasının en önemli sebebi, bölge insanının inanç felsefesinden dolayıdır. Suların, dağların, kutsal sayıldığı, bir coğrafyadır. Munzur vadisinden, kendinizi hayatın tüm dertlerinden, sıkıntılarından arındırmış bir şekilde Munzur suyunun o etkileyici sesiyle yürürken, o dağlarda serbestçe gezen bir Ceylan, bir dağ keçisi eşlik edebilir size 🙂. Yaz aylarında gitmişseniz, ve sıcaktan bunaldıysanız, yüzüp serinlemek isterseniz halk plajları var 😊( deniz olmasa bile) Munzur suyu ve Kutu Deresi'nin kenarlarına yapılan plajlarda yüzmek, insanın ömründe yapması gerekenler listesinde mutlaka yer almalı.Bu güzel diyarda buluşma dileğiyle...

Yazı ve fotoğraflar: Ahmet Kurt

Kemaliye

Orda bir köy var, uzakta
O köy bizim köyümüzdür.
Gezmesek de, tozmasak da
O köy bizim köyümüzdür...

Ahmet Kutsi Tecer’in dizeleriyle başlıyoruz Kemaliye’yi tanımaya.. Sırtını Sarıçiçek Dağları’na yaslamış, Munzurları seyreder Kemaliye. Erzincan ili sınırları içinde olan Kemaliye, Elazığ, Malatya ve Tunceli illerimiz sınırında, Fırat Nehri’nin en büyük kolu olan Karasu’nun oluşturduğu vadinin yamacına kurulmuş bir hazinedir.





Eski ismi Eğin olan Kemaliye’nin isim kökeni hakkında birçok farklı görüş bulunmaktadır. Bunlardan bir tanesi; Eğin isminin Ermenice bir kelime olan ve anlamı ‘’kaynak, pınar’’ olan Akn(agn)kelimesinden geldiği düşünülmektedir. Başka bir görüş ise Eğin adının Göktürk-Uygur yazıtlarında ‘’Eğin yakara saç gıdıka’’ olarak karşımıza çıktığı ve ‘’Cennet gibi güzel bahçe’’ anlamına geldiği, Evliya çelebinin anlatımında “Eğine” isimli bir prenses tarafından kurulduğu ve kente kendi ismini verdiği, son olarak bu adın Bizans döneminde buraya Egina isimli bir Yunan adasından göçmüş olan kolonistlerden geldiği düşünülmektedir. Fakat günümüzdeki ismi; Eğinlilerin milli mücadeleye vermiş oldukları maddi ve manevi destek, daha sonra kendi istekleriyle Mustafa Kemal Atatürk’ün ikinci ismi olan ‘’Kemal’’ adını yaşadıkları şehre vermek istemeleri ve bunu da Eğin Misak-ı Milli derneği başkanı Hanifizade Ömer Lütfü (ARITAN) bey tarafından çekilen bir telgrafla beyan etmeleri sonucu, Eğin ismi 21 Ekim 1922 yılında Atatürk’ün de isteği ile KEMALİYE olarak değiştirilmiştir.
Anadolu topraklarına kalıcı anlamda 1015-1021 yıllarında Türk akınları artmış bununla beraber bu topraklarda kalabilmek için savaşlar yaşanmıştır. 1058 yıllarında bölge Türk boyları ile tanışmaya başlamış ve bu dönemde Eğin Ermeni ve Rum halklarının da yaşadığı bir coğrafyadır, Anadolu Selçuklu devletinin dağılması ve sonrasında Doğu Roma devletinin denetimine giren bölge 1413 1421 yıllarında Çelebi Mehmet döneminde Osmanlı devletine katılmıştır. Yavuz Sultan Selim döneminde “et kethüdalığı”, Sultan IV. Murat döneminde ise “odun ve kömür kethüdalığı” yapmış Kemaliye, ticaret yolları üzerinde yer alması nedeniyle büyük önem taşımıştır. Ancak Tanzimat Dönemi sonrasında kapitülasyonlar ve ekonomik sistem değişikliği nedeniyle, büyük şehirlere hatta ülke dışına çok göç vermiş ve nüfusu giderek azalmıştır. Gurbete gönderilen eşler, erkek kardeşler, oğullar içindir Mani Yolu.. Kadınların, evlerinin erlerine yazdığı maniler, günümüzde mani okuma kültürünü canlı tutmak amacıya levhalara ya ılmış, gelen ziyaretçilerin okumasını beklemektedirler.. Mani Yolu’ndan şehrin dar, taş döşeli ve hatta merdivenli sokaklarından şırıl şırıl sesini uzaktan duyabildiğimiz Kadıgölü ‘ne inilir. Hala işlevini sürdüren, dokuz ayrı su kaynağıyla dönen un değirmenini görürsünüz önce. Merdivenlerin bitiminde, sağınıza dönerseniz Lökhane, solunuza dönerseniz Orta Cami ve Kadıgölü Şelalesinin en güzel karesiyle buluşursunuz..
Şehir merkezine doğru inerken, ahşap ve taş temelden oluşan ama en çok kapı süslemeleri ve tokmakları ile eşsizleşen Kemaliye evleri poz verir.. Merkezinde yer alan eski Kilise bugünkü Etnografya Müzesi gezilmeye değer yerlerdendir.
Kemaliye’yi küçük paragraflara sığdırmak çok zor. Ocak Köyü, Ahmet Kutsi Tecer’in doğduğu evin de bulunduğu Apçaağa Köyü, Sırakonaklar Köyü, Ayşe Kulin’e roman yazdıran Erzincan eski valisi merhum Recep Yazıcıoğlu’nu da konu aldığı “Köprü” romanının adı gibi köprüleriyle de meşhur, küçük, bilinmeyen bir dünya Kemaliye.




 Prof. Dr. Ali Demirsoy’un memleketi Kemaliye’ya kazandırdığı Tabiat Tarihi Müzesi kesinlikle bir diğer ziyaret noktasıdır. Endemik flora ve faunası, Karasu’da (Fırat) mevsime göre yapılan tekne turları Kemaliye’de alternatif turizm aktivitelerini doğurmaktadır. Kemaliye Karanlık Kanyon ise Fırat nehrinin oluşturduğu her iki tarafı yer yer 500-600 metre yükseklikte ortalama 9 km uzunluğunda Dünyanın en büyük 2.kanyonu olarak gösterilmektedir. Kapalı bir ekosisteme sahip doğal güzellikleri ile son yılların en önemli macera noktası haline gelmiştir.


Ahh Taş Yol.. Emeğin ve azmin 132 yıllık zaferidir taş yol. Dünyanın en zor yollarından bir tanesi olan, bölge halkının kazma kürek ve kendi yöntemleri ile 1870 yıllarında kazılmaya başlanmış, 3 Ağustos 2002 yılında tamamlanmıştır. 8.5 km uzunluğunda 4,5 km tünellerden oluşan yer yer toprak-taş bir yanı kireç taşı kayalıklar bir yanı karanlık kanyonu arşınlayan Fırat nehrine bakan ve her km de ayrı hikâyesi olan, Kemaliye’yi İç Anadolu’ya bağlamak için yapımı başlayan yol 1990’lı yıllarda eski Erzincan Valisi olan rahmetli Recep YAZICIOĞLU’NUN da destekleri ile halk ve devlet el ele vererek mutlu sona ulaşmıştır. Kemaliye halkının Ankara –İstanbul ve ticaret yaptıkları yerlere daha rahat ve kısa sürede ulaşmak aynı zamanda Kemaliye’yi çıkmaz sokak olmaktan kurtarmak için verdikleri amansız mücadelenin öyküsüdür...

Yazı ve fotoğraflar Şaheser Çelik